troçki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
troçki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2013 Cuma

Slavoj Zizek'in Stalinizm Kitabının Marksist Gözden Eleştirisi


Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra ortaya yeni yeni “sosyalist” tipolojileri çıkmaya başladı. Hepsi sosyalizmin ideolojik bunalım yüzünden çöktüğü konusunda görüş birliği içinde olmakta ve kendilerince sosyalizmi yeniden inşa etmek için yeni bir sosyalist düşüncenin oluşması için çalışmalar yapmaktadırlar. Amaçları güya sosyalizmi yeniden inşa etmektir fakat bizim anladığımız haliyle burjuvazinin zaferinin nihai noktaya sürüklenmesi için bu yeni tip filozofların ürettikleri ürünler efendileri olan burjuvaziye hizmet etmelerinin somut yansımasından başka bir şey değildir.

Haliyle bu tarz filozoflar efendilerinin emriyle bir baş çelişki bulmak zorundadırlar. Görüşleri birbirlerinden ne kadar farklı da olsa bu baş çelişki hep aynıdır. Sovyetlerin yıkılmasına neden olan şey bu eski “ortadoks” “vahşi” “sapkın ideoloji”dir. Yeni dönemin solcularına bu tarz filozoflar “Stalinizm” gibi “sapkın” ideolojiye karşı uyarıda bulunmakta ve “sakın bu hastalıklı ideoloji tarafından ele geçirilmeyin” demektedirler. Yani bu tarz filozoflar Sovyetlerin yıkılış gerekçesi olarak “Stalinizmi” göstermekte ve “Stalinizme” karşı yeni dönem sosyalizminin kurulmasını öğütlemektedirler. Bu tarz filozofların görüşleri birbirinden ne kadar farklı olsa da bir ortak düşmanları vardır o da “Stalinizmdir”. Bir zamanlar “ortak düşman Amerika’dır birleşelim” şiarı “ortak düşman Stalinizmdir birleşelim” şiarına doğru evrilmiştir.

Aslında “Stalinizm” diye karşı çıktıkları şey sosyalizmden başka bir şey değildir. Sosyalizmin ideolojik düşmanları sosyalist kılığa bürünüp sosyalizme karşı mücadele etmektedirler.Bunun somut yansıması ise Slavoj Zizek’in “Stalinizm” kitabıdır. Bu kitabı adım adım inceleyip neyin ne olduğunu açıklamaya aşağıda çalışacağız.

Stalinizm kime dayanır?

“ Bir Stalinist gerçek bireyler adına davranamaz “halk” adına davranır, amprik hiçbir birey inanmasa bile inanan bu sanal büyük öteki adına davranır. Bu şekilde, kendi bireysel sinikliğini “nesnel” içtenliğiyle birleştirebilir: bir davaya inanması gerekmez, sadece inandığı varsayılan “halka” inanır… Bu da bizi Stalinist Komünistin öznel konumuna getirir: bir sapık konumu. Gerçek bir Stalinist politikacı insanlığı sever, ama yine de korkunç kovuşturmalar ve idamlar gerçekleştirir  kalbi bunu yaparken incinmektedir, ama buna engel olamaz, bu onun İnsanlığın ilerlemesi karşındaki görevidir.” (Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:34 Encore yayınları)

Görüldüğü gibi Zizek burada açıkça Marksizmin olgularını saptırmaktadır. Bir kere eğer “Stalinist” ideolojiyi hiçbir birey desteklemiyor olsa idi Stalin değil onlarca yıl iktidarda olması bir ay bile iktidarda kalması imkansızdı. Marksizm bize iktidardakilerin iktidarda kalması için arkasında bir sınıf desteği olması gerektiğini söylemektedir. Bu yüzden Zizek’in dediği gibi “sanal bir öteki” olması imkansızdır. Sanal olmadığının somut göstergesi Stalin’in iktidarda olmasıdır. Diğer bir çarpıtma noktası ise “Stalinist politikacının insanlığı sevmesi”dir. Bir kere Marksist bir politikacı(varsın Zizek’ler Stalinist olarak algılasın) genel bir insan seviciliği üzerinden değil belli bir sınıfın(proletarya) çıkarlarını savunma üzerinden politika güder. Kovuşturmalarda ancak bu şekilde açıklanabilir.

Zizek kitabının etkileyiciliğini arttırmak için araya yem atmakta ve okuyucuyu kandırmaya çalışmaktadır. Zizek’in bir diğer yemi ise “Stalinizm”in halka dayandığıdır. Bu kesinlikle yanlıştır Stalin Proletaryaya dayanmakta ve halk katmanlarıyla ittifak kurmaktadır. Zizek’in halka dayanıyor demesindeki amaç Stalin’in sosyalist olmadığını söylemenin ayrı bir versyonudur. Çünkü halkın bütün katmanları eş sayılırsa sosyalizmi kurmak imkansızdır. Stalin’in gerçek görüşü ise aşağıdaki gibidir:

“Leninizmin, proleter devrimin teorisi ve taktiği olduğu tezi doğru mudur? Doğru olduğunu sanıyorum. Peki ama bundan ne sonuç çıkar? Bundan şu sonuç çıkar ki, Leninizmin ana sorunu, çıkış noktası, temeli, proletarya diktatörlüğü sorunudur…İkisinden biri: Ya köylü sorunu Leninizmde en önemli şeydir, ve o zaman Leninizm, gelişmiş kapitalist ülkeler için, köylü ülkesi olmayan ülkeler için uygun değildir, geçerliliği yoktur; Ya da Leninizmde en önemli şey proletarya diktatörlüğüdür, ve o zaman Leninizm, bütün ülkelerin proleterlerinin uluslararası öğretisidir, istisnasız bütün ülkeler için —bunlar arasında gelişmiş kapitalist ülkeler için de— uygundur ve geçerliliğe sahiptir. Seçim sizindir.”(Stalin,Leninizmin Sorunları,Sayfa:147-148)

Dikkat ederseniz Zizek’in suçlamaları yeni değil daha önce Zinovyev Leninizme “köylü” ideolojisi diyerek Zizek’le benzer noktaya düşmüştür. Açık olan şudur ki Zizek gibi adamlar yeni bir eleştiri getirmemektedirler. Eski eleştirileri yeni ambalajlara sarıp tekrar piyasa sürmektedirler. Zizek Stalin’in “patolojik” olduğuna şöyle devam etmektedir:

“ Stalin’in Lenin’in cenazesinde 26 ocak 1924’te yaptığı(“Lenin’in Ölümü Üzerine” adlı) konuşma şöyle başlar: (Yoldaşlar, biz Komünistler özel yaratılmış insanlarız. Özel bir şeyden yapılmışız. O büyük proletarya stratejistinin ordusunu, Yoldaş Lenin’in ordusunu oluşturanlar bizleriz. Bu orduya ait olmaktan daha yüce bir onur yok. Kurucusu ve lideri Yoldaş Lenin olan Parti’nin bir üyesi olmaktan daha yüce bir şey yok. Böyle bir partinin üyesi olmak herkese sunulmaz. Böyle bir partide üye olmaya eşlik eden gerginlik ve fırtınalara herkes dayanamaz.) Lenin’in devrimcinin bedenine yönelik kendine özgü saplantısı burada bir bakıma kavram haline çıkarılmıştır: Bolşevik bir kadro özel bir bedene, başkalarınınkine benzemeyen bir bedene sahip olan bir kadro olarak algılanır bu yüzden ona özel bir ilgi gösterilmelidir (ve daha sonra beden bir mozelede korunmayı hak etmiştir).” (Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:36-37, Encore yayınları)

Çarpıtmaya bakın: “Bolşevik bir kadro özel bir bedene, başkalarınınkine benzemeyen bir bedene sahip olan bir kadro olarak algılanır” Sorun beden sorunu falan değildir. Burada sosyalizmin bir değerinin kalıcılaştırılması sorunu vardır. Önemli olan bir sosyalistin bedeni değildir. Önemli olan sosyalist ideolojinin devamını sağlamak için yapılan bir eylemdir. Örnek verirsek Lenin’in bedeni onun kutsal olduğu için değil sosyalist ideolojinin yok olamayacağına dair mesaj vermek için mumyalanmıştır. Bu bolşevik bir saplantı değil sosyalist üstyapının bir parçasıdır. Ayrıca Stalin’in konuşmasıda parti kadrolarına tabiri caiz ise “gaz” vermek için yapılmış bir konuşmadır. Bir partinin lideri ölmüş ise partinin alt kadrolarının özgüveni yerine gelsin diye yapılmış bir konuşmadan ibarettir. Yani bu konuşma taktiksel politik bir manveradır Stalin’in beden saplantısı söz konusu değildir.

Eğer Stalin bu konuşmayı yapmasaydı iyi bir politika gütmediği için eleştirmemiz gerekirdi. Bu yüzden bu konuşmada hiçbir sakınca yoktur. Ayrıca Bolşevik kadronunda şeçilmiş insanlardan olduğu çok nettir “proletaryanın yönetmeyi bilen azınlığı” diye Lenin tabir etmemiş miydi Sendikalar sorununda bu kadroyu?
Görüldüğü gibi Zizek seçkinler ve avam ikilemini öyle uç noktalara çekerek, gerçeklerin içine yalan sıkıştırarak kitleleri kandırmaya çalışmaktadır.

Zizek’in Hitler-Stalin paktı çarpıtması

“ 1939’daki Hitler-Stalin anlaşmasına dek Faşizm başlıca düşmandı, fakat anlaşmadan sonra, anti –Faşist mücadeleye odaklanmaya devam eden biri “nesnel olarak” emperyalist gericiliğe hizmet ediyor demekti.” (Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:38, Encore yayınları)

Olayı bütünlüğünden kopardığımızda Gerçekten Zizek’in dediği gibi bir şey çıkmaktadır. Fakat gerçekler bunun tam tersidir Sovyetler Birliği 1927’den beri yeni bir dünya savaşının çıkacağını bilmektedir. Yükselen faşizm tehlikesinden endişe duymaktadırlar ama bütün çabalarına rağmen batılı emperyalist güçler yükselen faşizm tehlikesine karşı Sovyetlerin birleşik cephe oluşturulması teklifine olumlu yanıt vermemiştirler. Sovyetler defalarca İngilitere ve Fransa ile yükselen faşizm tehlikesine karşı ortaklık kurmayı önermiş hatta Milletler Cemiyetinde de bu sorunu dile getirmesine rağmen bütün önerileri reddedilmiştir. Bu yüzden Sovyetler her zaman Faşizmin kendisine saldıracağını bilmekteydi. Stalin yükselen faşizm tehlikesi ile ilgili şöyle demektedir:

“Günün temel sorununun, yeni bir emperyalist savaş tehlikesi sorunu olduğuna hiç kuşku yoktur sanırım. Herhangi bir belirsiz, elle tutulmaz savaş "tehlikesi" değil sözkonusu olan. Genelde reel ve gerçek yeni bir savaş tehlikesi, özelde de SSCB'ye karşı bir savaş tehlikesidir sözkonusu olan. Son emperyalist savaşın sonucunda yapılan dünyanın ve nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı artık "eskimiş" durumda. Bazı yeni ülkeler ön plana geçmiş bulunuyor (Amerika, Japonya). Bazı eski ülkeler geri plana itiliyor (İngiltere). Daha Versay'da mezara taşınmış gibi görünen kapitalist Almanya, yeniden canlanıyor, gelişiyor, gittikçe güç kazanıyor. Kıskanç gözlerle Fransa'ya bakan burjuva İtalya hızla öne çıkıyor…Proletarya diktatörlüğünün ülkesi SSCB'nin varlığı ve gelişmesi bu krizi daha da derinleştirmekte ve keskinleştirmektedir. Emperyalizmin yeni bir savaşa hazırlanması, bunu içinde bulunduğu krizi aşmanın tek yolu olarak gördüğünden, şaşırtıcı değil. Silahlanmanın eşi görülmedik artışı, burjuva hükümetlerin genel olarak faşist "hükümet" yöntemlerine yönelmeleri, komünistlere karşı girişilen haçlı seferleri, SSCB'ye karşı yoğun kışkırtma kampanyası, Çin'e doğrudan müdahale — tüm bunlar bir ve aynı olayın değişik yanlarıdır: dünyanın bir kez daha yeniden paylaşılması için yeni bir savaş hazırlığı.(Stalin,Eserler,Cilt:9,Sayfa:254-255)

Sovyetlerin Almanlarla pakt oluşturmasının sebebi eğer Almanlarla cephe hattı Viborg-Kaunas-Bialistok-Brest-Litovsk-Lvov hattı yerine eski hat olan Leningrad-Narva-Minsk-Kiev hattı üzerinde bir cephe kurulmuş olsaydı düşman askerleri çok daha rahat sınır içine girebilecek ve Moskova’nın düşüşüne neden olabilecekti.(daha fazla bilgi Tarih Çarptıcıları,Sayfa:73-74,inter yayınları) Hatta 2. Paylaşım savaşında hattın ilerlemesine rağmen Alman askerlerinin Sovyetlerin içlerine kadar ilerlemesini baz alırsak eğer hat ilerlemeseydi Moskova kesinlikle düşmüş olacak ve 2. Paylaşım savaşının kazananı Naziler olacaktı. Bu pakt Sovyetlerin zaferi kazanmasını sağlamıştır. Zizek’in bu tarz eleştirileri faşizmin ordularına yaramaktadır. Masum bir okuma yapılamayacağı gibi masum bir yazı da yazılamaz ama Zizek’in yukarıdaki sözleri tam anlamıyla gaz odalarını yapanların çıkarını savunmaktan farksızdır. Zizek’teki gizli faşizm desteği olayın bütününe bakınca böyle açığa çıkmaktadır.                                                        

Zizek’ten bir tahrifat daha: “gösteri mahkemeleri”

“Stalinist gösteri mahkemelerinde, kurbanlar sorumlu tutuldu, suçlandı, itirafa zorlandı.”(Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:12, Encore yayınları)

“ Aynı çerçevede, bazı Stalinistler bile, (genellikle yarı özel ortamlarda) soruşturmaların birçok kurbanın masum olduğunu, “parti birliğini sağlamlaştırmada onların kanına ihtiyaç duyduğu için” suçlanıp öldürüldüklerini kabul etmek zorunda zorunda kaldıkları zaman, bütün bu zorunlu kurbanların hakkının verileceği, ve onların masumluklarının ve Davaya yönelik en yüce fedakarlıklarının tanınacağı gelecekteki o son zafer anını hayal eder” (Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:29, Encore yayınları)

Hep ortaya atılan bir iddiadır. Bu mahkemelerde yargılanan insanların masum olduğuna dair görüşler. Fakat gerçekler göstermektedir ki bu mahkemelerde yargılananların hiçbiri masum değildir. Hepsi suçludur. Hatta bu kadroların tasfiye emri de Lenin’den gelmiştir. Hepsini aşağıda göreceğiz.

Buharin şimdi bile o ve arkadaşları Almanların saldırmasının imkansız olduğunu iddia ettikleri gerçeğini inkara çalışıyor. Ama çok, hem de pek çok insan Buharin ve arkadaşlarının bunu iddia ettiğini biliyor ve  onlar bir çeşit yanılsama yaratarak Alman emperyalizmine yardım ettiler ve Alman devriminin büyümesini engellediler. Büyük Rus Sovyet Cumhuriyeti, köylü ordusunun panik halindeki savaşı sırasında, milyonlarca insanın yüzlerce  değerindeki serveti ve binlerce silahtan mahrum edilerek zayıflatılmış oldu.”(1) (Lenin,Ciddi Ders Ciddi Sorumluluk)

Görüldüğü gibi Lenin Brest-Litovsk olayında Buharin’in Alman Emperyalizmine yardım ettiğini söylemektedir. Emperyalizme yardım edene ne denir? Kahraman diyemeyeceğimiz çok net ya da bu insanın masum olduğunu da söyleyemeyiz. Bu insanların ne olduğu ta Lenin’den beri belli ama tasfiye etmek için koşulların uygun olmamasından dolayı beklemek gerekti. Ayrıca bunun Lenin’in polemik dili olmadığını söylemek zorundayız. Sosyalizmin düşmanları genelde kendilerine çıkış noktası olarak “Lenin’in yazı dili öyle aslında kendisi tasfiyelere karşıydı” gibi tutarsız sözler söylemişlerdir. Lenin’le daha önce polemiğe giren bir grupta Lenin’in ağır eleştirlerinden kaçış noktası olarak “Lenin’in polemik dili böyle aslında ciddi ayrımlarımız yok” onla demişlerdir ve Lenin’den tokat gibi bir cevap almışlardır “suçunuzu örtmeye çalışmayın!” bu konuda buna benzemektedir ilgili alıntı aşağıdadır:

 Raboçeye Dyelo, saflığından, bu suçlamamızın ancak bir polemik yöntemi olduğu kararına vardı: şu kötü dogmacılar, bizim hakkımızda çeşitli kötü şeyler söyleme yolunu tutmuşlardır, burjuva demokrasinin bir aleti olmaktan kötü ne olabilir ki? Ve böylece büyük puntolarla bir "tekzip" yayınlıyorlar. "Düpedüz iftira, başka bir şey değil" (İki Konferans, s. 30), "aldatmaca" (31), "maskaralik" (33): RaboçeyeDyelo, tıpkı Jüpiter gibi, (Jüpiter'e hiç benzemese de) suçlu olduğu için öfkeleniyor, ve ağzından kaçırdığı küfürlerle hasmının uslamlama biçimini kavrama yeteneğinden yoksun olduğunu tanıtlıyor.” (Lenin,Ne Yapmalı,Sayfa:106,Sol Yayınları)

Masum birine hiç söylenecek şey mi yoksa Lenin’in aşağıda sendikalar sorununda Buharin ve Troçki ile ilgili söyledikleri?

Sonuç: Troçki ve Buharin’in tezleri bir dizi teorik hata, bir dizi ilkesel yanlışlık içeriyor. Siyasi olarak, meseleye tüm yaklaşım tarzı tam bir densizliktir. Troçki yoldaşın “tez”leri politik olarak zararlıdır. Onun politikası son tahlilde sendikaları bürokratikçe hırpalama politikasıdır.” ( Lenin,Kronstadt’tan parti içi muhalefete, sendikalar,mevcut durum ve troçki yoldaşın yanlışları, agora yayınları,sayfa:84)

“Hiç kuşkusuz partideki hastalığı fırsat bilerek kapitalist müttefik güçler yeni bir saldırıya, Sosyalist-Devrimciler de komplolara ve isyanlara girişmeye çalışacaklardır” (Lenin,Kronstadt’tan parti içi muhalefete,parti krizi, agora yayınları,sayfa:98)

Görüldüğü gibi daha 1921’de partiyi yıkmaya çalışan gruba karşı Lenin’in bir mücadelesi vardı. Buharin,Zinovyev,Troçki gibi sosyalist sosa bulanmış burjuva temsilcileri Zizek’in tabiriyle “gösteri mahkemelerince” cezalandırılmıştırlar.(Troçki hariç) Lenin Molotov’a yazdığı iki mektupta bu kadroların uygun zamanda tasfiye edilmesini şöyle dile getirmiştir:

“Parti’ye yeni üyeler alırken adaylık süresinin uzatılmasını son derece önemli görüyorum.Zinovvyev’de bu süre işçiler için altı ay,diğerleri için bir yıl olarak saptanmıştır...Ben Zinovyev tarafından önerilen kısa süreleri değiştirmeden kabul etmeyi
son derece tehlikeli buluyorum. hiç kuşku yok ki bizde büyük sanayi anlamında
en ufak ciddi eğitimden geçmemiş insanlar sürekli işçi olarak nitelenmektedir.Çoğu zaman,tesadüfen ya da kısa süre için işçi durumuna gelmiş katıksız küçük burjuvalar işçi kategorisine giriyorlar”(Lenin,seçme eserler cilt:9,inter yayınları, sayfa:351-252).

“Gözlerimizi gerçeğe kapamak istemiyorsak,bugün parti’nin proleter politikasının parti’nin bileşimi tarafından değil,parti’nin eski muhafız kıtası denebilecek son derece ince katmanın muazzam,eksilmemiş otoritesi tarafından belirlendiğini kabul etmek gerekir.Bu katman içinde küçük bir iç mücadele,bu katmanın otoritesinin yok olmasa bile zayıflamasına ve artık kararları bu katmanın belirleyememesine yetecektir”(Lenin ,seçme eserler cilt:9,inter yayınları,sayfa:354).

“partinin,proleter politikayı tam bilinçle uygulayan komünist olmayan parti üyelerinden kurtulmasını kolaylaştıracak başka önlemler hazırlanmalıdır.parti için yeni bir genel temizlik önermiyorum,çünkü bunun şu an pratikte uygulanamaz olduğuna inanıyorum,fakat parti’nin fiilen temizlenmesi,yani mevcudunun azaltılması için herhangi bir yol bulunmalıdır,ve bu konu üzerine düşünülürse,inanıyorum ki bir dizi uygun önlem bulunabilecektir(Lenin seçme eserler,cilt:9, inter yayınları,sayfa:354)

Lenin bahsettiği “herhangi bir yol” Zizek’in tabiryle “gösteri mahkemeleridir”. Eğer Stalin’i eleştireceksek bunu neden “gösteri mahkemelerinde” karşı devrimcileri yargıladın şeklinde olmayacağı çok nettir. Stalin eğer bu hizipleri mahkemeye çıkarmasaydı eleştirmemiz gerekiyordu.

Lenin sağlığını birkaç yıl daha koruyabilse ne olurdu?

“ Yani Stalinizmin Ekim Devrimi’nin ilk ve hemen sonraki koşullarından nasıl çıktığı açık olsa da, Lenin’in sağlığını birkaç yıl daha koruyabilmiş ve Stalin’den kurtulmayı başarmış olsaydı tümüyle farklı bir şeyin çıkabileceği olasılığını a priori olarak reddetmemek gerek.”(Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:41-42, Encore yayınları)

“ Elbette “demokratik sosyalizm” ütopyası değil, ama yine de o Stalinist “tek ülkede sosyalizm”den özünde farklı bir şey, kendi sınırlılıklarının tümüyle farkında olan, çok daha “pragmatik” ve doğaçlama bir dizi politik ve ekonomik karar ortaya çıkabilirdi.” (Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:42, Encore yayınları)

“Troçki figürü yine de, “ya (sosyal) demokrat sosyalizm ya Stalinist totalitarizm” seçeneğini rahatsız eden bir öğe olarak durduğu ölçüde can alıcı önemde duruyor.” (Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:42, Encore yayınları)

İhanetin çanları işte şimdi burada çalmaya başladı! Zizek’e göre Lenin birkaç yıl daha yaşasa “Stalinist” tek ülkede sosyalizm uygulanamazmış! Tamamen iftira! Bir kere tek ülkede Sosyalizm Lenin’in Marksizm havuzuna kattığı bir görüştür, bir yeniliktir, bir ilerlemedir. Bu teorinin Stalin’le uzaktan yakına bir ilgisi bulunmamaktadır. Ama sosyalizmin düşmanları sosyalizme açıktan saldıramadıkları için bunu Stalin üzerinden yapmaktadırlar. Üstüne üstlük Stalin’in tek ülke anlayışıda Sadece Sovyetlerlerden oluşmamaktaydı. Sovyetlerden bütün dünyaya yayılan bir sosyalizm hayal etmişti tıpkı Lenin’in tek ülkede sosyalizm düşüncesi gibi aşağıda gördüğümüz üzere gerçekler çok net bir şekilde görünmektedir:

Elbette biliyorum ki, kendilerini çok önemseyen bazı ukalalar var ve hatta kendilerini sosyalist olarak addediyorlar;  devrim bütün ülkelerde patlak verene değin iktidarın alınmaması gerektiğini öne sürüyorlar. Bunu söylerken devrimi terk edip burjuvazinin tarafına geçtiklerini fark etmiyorlar. İşçi sınıfı uluslararası ölçekte bir devrim gerçekleştirene kadar beklemek, herkes havada asılı kalacak demektir. Bu mantıksızdır. Herkes bir devrimin zorluklarını bilir. Devrim parlak bir başarıyla tek ülkede başlayabilir, sonra acı verici safhaları geçer; nihai zafer yalnızca dünya ölçeğinde ve yalnızca bütün ülkelerin işçilerinin müşterek çabalarıyla mümkündür. Görevimiz ihtiyatlı ve sağduyulu olmaya bağlıdır; destek birlikleri gelene kadar manevra yapmalı ve geri çekilmeliyiz. Bu taktiklerdeki yöntem değişikliği kaçınılmazdır; her ne kadar devrimin ne anlama geldiği konusunda hiçbir fikri olmayan sözde devrimcilerin alaylarına maruz kalsa da.” (2) (Lenin,Dış Politika Üzerine Rapor,14 Mayıs 1918)

Bir ülkede, bu durumda bizim ülkemizde, sosyalizmin nihai zaferi sorununun iki farklı yanı olduğu kuşku götürmez…Ülkemizde sosyalizmin nihai zaferi sorununun birinci yanı, ülkemizdeki sınıfların karşılıklı ilişkileri sorununu kapsamaktadır. Bu iç ilişkiler alanıdır. Ülkemizin işçi sınıfı, köylülüğümüzle çelişkilerini aşabilir, onunla bir ittifak kurabilir, işbirliği yapabilir mi? Ülkemizin işçi sınıfı, köylülükle ittifak halinde ülkemizin burjuvazisini yenebilir, elinden toprağı, fabrikaları, maden ocaklarını vs. alabilir ve kendi güçleriyle yeni, sınıfsız toplumu, tam sosyalist toplumu kurabilir mi? Leninizm bu sorulara evet yanıtı vermektedir…Ülkemizde sosyalizmin zaferi sorununun ikinci yanıyla bağıntılı olan sorunlar bunlardır. Leninizm bu soruları hayır diye yanıtlamaktadır. Leninizm, "burjuva ilişkilerin  restorasyonuna karşı güvence anlamında sosyalizmin nihai zaferi, sadece uluslararası ölçekte olanaklıdır" demektedir. (Bkz. SBKP(B) XIV. Konferansı bilinen kararı). Bu, uluslararası proletaryanın ciddi yardımının olmaksızın sosyalizmin bir ülkede nihai zaferi görevinin çözülemeyeceği güç olduğu anlamına gelir.”(3) (Stalin,İVANOV İVAN FİLİPOVİÇ YOLDAŞA YANIT)


Görüldüğü gibi Zizek’in anlatıklarıyla gerçekler birbiriyle uyuşmamaktadır. Zizek’in bir başka tahrifatı ise Gürcistan sorunu ile olan görüşleridir. Bu ince tahrifat büyük kavram karmaşalarına neden olmakta ve burjuvaziye can simidi niteliğine bürünmektedir.

“Lenin’in yeniden canlanan Rus milliyetçiliğine karşı son umutsuz mücadelesi, Gürcü “milliyetçilere” verdiği destek, merkezilikten çıkmış bir federasyon hayali vb. sadece taktik tavizler değildi: Stalinist olanla tümüyle uyumsuz bir devlet ve toplum hayali içeriyordu(Slavoj Zizek, Stalinizm,Sayfa:42, Encore yayınları)

Lenin’in Gürcistan sorununda Stalin’le tartıştığı doğrudur. Fakat tartışma noktası Stalin’in aceleci tavrından kaynaklanmaktadır. Yoksa Lenin’in Gürcistan’ın Sovyetlere katılmasından hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Aslında tartışmanın olmasının sebebi Lenin’in eşi Krupskaya’dır. Stalin’le arası kötü olan Krupskaya’nın bir zamanlar Lenin’le Stalin’in arasına girdiği tarihsel bir gerçektir ama tartışma kişisel bir tartışmadır ideolojik bir tartışma değil aşağıdaki alıntıda Lenin’in Ukrayna’nın kaderi üzerine görüşleri ile Stalin’in Gürcistan’daki görüşleri birbirinin tıpatıp aynısıdır:

Ukrayna bağımsız bir cumhuriyettir, çok iyi, fakat Parti söz konusu olduğunda, bazen —nazikçe nasıl ifade edebili­rim— hile taktiğine başvuruyor. Günün birinde onları sıkıştırmak zo­runda kalacağız herhalde, çünkü orada akıllı adamlar var ve onların MK'sı, bizi aldatıyor demek istemiyorum ama bizden biraz uzaklaşı­yor. Tüm meseleyi aydınlatmak için buradaki MK'da inceledik ve sür­tüşmeler ve görüş ayrılıkları olduğunu saptadık. Orada "Kimka", yani Küçük Ocakları İşletme Komisyonu bulunuyor. Elbette "Kimka"yla  Taşkömürü Sanayii Merkez Yönetimi arasında şiddetli sürtüşmeler var. Yine de biz  MK'nın belli tecrübeleri var ve önde gelen kişileri uzaklaştırmama yönünde oybirliğiyle karar aldık; sürtüşmeler olursa bütün ayrıntılarıyla bize bildirilecekti, çünkü o bölgede sadece sadık değil, aynı zamanda yetenekli insanlar varsa, bunları desteklemeye ça­lışmak gerekir ki, eğer henüz herşeyi öğrenmedikleri kabul edilirse, eğitimlerini tamamlayabilsinler. Hikâyenin sonu Ukrayna'da bir Parti kongresinin yapılması oldu.”(Lenin,Seçme eserler Cilt:9,Sayfa:390)

Görüldüğü gibi bağımsız bir cumhuriyet olan Ukrayna’nın iç işlerine Lenin müdahele etmiştir. Söz konusu sosyalizmin çıkarları olunca müdahele etmek son derece normaldir. O zaman Zizek’e sormak lazım Lenin’de mi Rus milliyetçisi? Görüldüğü gibi Gürcistan sorunu ideolojik değil kişisel bir sorundan kaynaklanmaktadır.

Yerov üzerine bir not

“ Stalin’in baş idamcısı olan Yerov’un 1938 yılında tutuklanıp tasfiye edilmesinin, aslında bir iyleşme çabası olduğunu, 1937 yılında patlak veren o denetimsiz özyıkım öfkesini dengeye sokma çabası olduğunu öner sürmek istiyor insan: Yerov’un kovuşturulması bir tür meta-kovuşturma, bütün kovuşturmaları sona erdirmeye yönelik bir kovuşturmaydı(on binlerce masum Bolşeviği yabancı güçler hesabına öldürmekle suçlandı bunun gülünç yanı bu suçlamanın kelimesi kelimesine doğru olmasıydı: on binlerce masum bolşeviğin öldürülmesini örgütlemişti).” (Slavoj Zizek, Stalinizm, Sayfa:68-69, Encore yayınları)
Stalin’in baş idamcısı değil burjuvazinin baş idamcısı Yerov olacak! Zizek’in manevralarına bir örnek olarak yukarıdaki alıntıyı verebiliriz. Bilindiği üzere bazı burjuva unsurlar sırf yönetci kesim zora düşsün diye masum Bolşevikleri öldürmüşlerdir. Tezgah basittir masum Bolşevikleri öldürüp Stalin’in devrimci katili olduğunu hem dünya proletaryasına hem de gelecek kuşakların zihinlerine kazımak bu burjuva hiziplerin genel amaçlarıdır. Soludukları her nefeste sosyalizme ve kişisel olarakta Stalin’e karşı olan hınçlarını bir kere bile olsun unutmamaktadırlar. Ayrıca bu çok eski yöntem olup Lenin tarafından da dile getirilip kadrolar uyarılmıştı.

“Kurumların başına geçen komünist­ler —bazen onları bir kalkan olarak kullanmak isteyen sabotörler tara­fından kasıtlı olarak ustaca öne itilirler— sık sık kafese konuyorlar. Bu çok nahoş bir itiraf. Ya da en azından pek hoş bir itiraf değil, fakat öy­le inanıyorum ki bunu yapmak gerekir, çünkü sorunun püf noktası bu­rada yatmaktadır.”(Lenin,Seçme Eserler Cilt:9,Sayfa:381)

Bu yüzden Yerov gibi adamlar masum Bolşeviklere karşı bir tezgah hazırlayıp onları kurşuna dizdirmişlerdir. Fakat burada Yerov’un Stalin’le hiçbir ilişkisi yoktur. Amaç burada Sovyetlerin “insan eti satan kasap dükkanı” imajını dünya proletaryasına yutturmak için yapılmış bir komplo girişimidir. Stalin Yerov’un ve Yogoda’nın uluslar arası komplonun bir parçası olduğunu öğrenir öğrenmez cezalandırmıştır. Buradan ancak skeptik kişiler Stalin’den şüphelenebilir skeptisizm(kuşkuculuk) sapkın bir felsefi akım olduğu için karşı devrimci bir öze sahiptir. Kim ki kanıt göstermeden skeptisizme başvuruyorsa o burjuvazinin bir borazanıdır. Zizek asla gösteremeğeceği kanıtlar üzerinden Stalin’e saldırmaktadır. Böylece Lenin bahsettiği skeptik sapmanın en dibine yerleşmektedir.

“İdealizm ve skeptisizm yönündeki moda felsefi sapmalara karşı materyalizmi savunmak lazım.”(Lenin,Din Üzerine,Sayfa:52,İnter Yayınları)

Zizek’in Yanlışlıkla Verdiği Açık Stalin Döneminde Sosyalist Üretim Biçimi Var

“ Burada Liderin özgül rolünü belirlemek gerekir: o bu talih kaymalarından dışlanmıştı çünkü geleneksel Efendi değil, “Yanlış Yönetimin Lorduydu”: karnavalesk yıkımın asıl failiydi. Bu karnavalesk özyıkıcı dinamik nedeniyle,Stalinist nomenklatura hala yeni bir sınıf olarak nitelenemez.Andrzej Walicki’nin belirttiği gibi, paradoksal bir şekilde, nomenklatura’nın yeni bir sınıf halinde dengeye ulaşması gerçek Stalinist “totalitarizmle” uyuşmaz; ancak Brejnev yıllarında;( Sovyet nomenklatura’sının sağlamlaşması gerçekleşti, Sovyet tarihinde ilk kez bu nomenklatura ‘kendisini daha yüksek otoritelere boyun eğmekten kurtarmayı başardı’ ve kendisini sadece (Kruşçev’le elde ettiği) fiziksel güvenceyi değil aynı zamanda performansından bağımsız bir iş güvencesini de elde etmiş olan dengeli ayrıcalıklı bir katman olarak oluşturdu aslında bu yeni yönetici sınıfınkine benzer bir statüydü… Totalitarizmin en yüksek seviyesi, sadece bütün olası sapmaların değil, aynı zamanda varlıkları ideolojik saflığı tehlikeye atıp iktidarın monolitik yapısını da çökertebilecek olan dengeli çıkar gruplarını da hedef alan o sürekli kovuşturmalar dönemiydi.” (Slavoj Zizek, Stalinizm, Sayfa:72, Encore yayınları)

Böyle bir tarih okuması olamaz. Zizek göre Sovyetlerde ne proletarya egemendi ne de nomenklatura adında Sovyet burjuva sınıfı diye adlandırabilceğimiz unsur. Zizek’e göre egemen olan tek unsur Stalin’di. Bu idealizmin en saflaşmış halidir. Marksizmin en ciddi reddidir. Şu andaki Emperyalist sistemde bile tek adam yok belli burjuva hizipleri dünyayı paylaşmış durumdadır. Sovyetlerde Stalin’in tek adam ya da tek burjuva olması şayet Sovyetlerde sosyalist üretim olmadığını söylesek bile o zamanki sınıfsal pozisyon alma durumuna uymamaktadır. 

Tek bir adam bütün ülkenin efendisi olamaz Zizek ileride Sovyetlerdeki(Stalin dönemi) eksik unsurun bürokrasi olduğundan değiniyor. Ne de güzel diyor çünkü bürokrasi egemen olsa onun dayandığı bir burjuva unsur olması gerekmektedir. Eğer bürokrasi yoksa onun altıda yoktur yani burjuvazi yoktur. Ayrıca Stalin’e tek adam diyerek Marksizmi alt üst etmektedir çünkü Marksizm devlet iktidarı bir sınıfın zor aracıdır der. Eğer nomenklatura’nın egemenliğinden bahsedemezsek Sovyetlerde proletarya diktatörlüğünün uygulandığını, egemen gücün proletarya olduğu ve burjuvazi olmadığı için sosyalist üretim biçiminin Stalin dönemindeki Sovyetlerin üretim biçimi olduğu sonucunu çıkarmaktayız.


Sonuç olarak Zizek yeni dönemin yeni sosyalizmi diye yeni dönemin yeni karşı devrimci ideolojisini piyasa sürmekte ve sosyalizme ve onun kazanımlarına savaş açmaktadır. Burjuvazinin Zizek’i varsa bizim de Stalin’imiz var. Stalin’i Zizek gibi sinsilere yedirmeyiz yedirmeyeceğiz. Eski karşı devrimci iftiraları tekrar piyasa süren Zizek senin ideolojini YEMEZLER!

Dipnotlar:

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Stalin'i Savunmak Sosyalizmi Savunmaktır!

Stalin'i eleştirme adına yapılan entellektüel lafazanlıklar başta sırf Stalin'in kişiliğine yapılmış saldırılar gibi görünsede aslında onun şahsını eleştirmekten çok daha derin bir eleştirinin kaynağını oluşturmaktadır. Bu kişi/gruplar sosyalizme saldırılarını açıktan yapamadıkları için sosyalizme saldırmak için "Stalin paravanı" kullanarak yapmaktadırlar. Bilindiği gibi emperyalizmin Stalin'e düşmanlığı başka hiçbir düşmanına benzemez çünkü Stalin'den başka hiç kimse emperyalizmin tahtını bu kadar sarsmayı başaramamıştır. Bu yüzden hakkında en çok dezenformasyon olan lider kuşkusuz Stalin'dir. Emperyalizmin içerideki ajanlarını kullanarak açıktan Stalin'e saldırması Kruşçev döneminde ayyuka çıkmış ve bu tarihten itibaren sosyalizme saldırmak isteyen iç ajanlar Stalin üzerinden sosyalizme saldırmayı benimsemişlerdir.

Bu deneyimsiz eleştirmenler eleştirilerini "Stalin kültü" üzerinden yapmış bütün sorunların kaynağı olarak Stalin işaret edilmiş ve böylece tarihi yapan bireylerdir gibi idealist tarih yazımının pençesine düşmüşlerdir. Bu gibi eleştiriler geçerliliğini hala korumakla birlikte artık uyanan bazı burjuva entellektüelleri bu eleştirilerin zayıf olduklarını görmelerinden ötürü "Sovyetlerdeki bozukluğu Stalin'in bireysel özellikleriyle açıklamak manasızdır bu dönemde böyle bir düşüncenin(Stalinizm) çıkmasına neden olan tarihsel koşulları incelememiz lazım" demektedirler. Tabi ki bu eleştri her zaman olduğu gibi liberal bir eleştiri olmaktan öteye geçememektedir.

İlk bölümde Stalin'i bireysel olarak eleştiren kişilerin Stalin'i eleştirdikleri noktalara değineceğim sonra bu eleştirilerin tarihte ilk önce kime yapıldığına geleceğim daha sonra da ikinci böümde "Stalinzmin" ortaya çıkmasına sebep olan tarihsel koşulların incelenmesi lazım diyen kişilere eleştirilerimi getireceğim.

Bölüm 1: Stalin'i idealist eleştiriye tabi tutanlara cevap

Stalin'in en çok suçlandığı bireysel özellikleri olarak şunlardır: a) Tek adam b) kindar/kışkanç c)tepeden inmeci jakoben d) paronoyak e) devrimci katili.

Bu gibi eleştirlerden c şıkkı dışındakilerin hiç biri doğru değildir tepeden inmeci jakoben olmak Marksizmin temel özelliğidir bu Marksizm ile anarşizmi ayıran özelliklerin başında gelmektedir. O yüzden bir marksistte jakoben tepeden inmeci denirse bir Marksist bundan onur duyar. Diğer şıklar ise bir iftiradan ibarettir. Bu eleştirileri ilk olarak Bakunin Marks'a yapmıştır ve anarşizm "bir dünya görüşü olarak anarşizm, tersine çevrilmiş burjuva düşüncesi"(Lenin, Parti örgütü ve Parti Edebiyatı) olduğu için yukarıdaki  eleştiriler burjuva düşüncelerinin bir yansımasıdır. Bu tarz eleştirileri Stalin'e getirenler modern zamanın Bakunin'i ve proletaryanın kurtuluşunun düşmanı olmaktadırlar. Bakunin'in eleştirlerine göz atalım biraz da:

a)Tek Adam eleştirisinin geçmişteki mağduru olarak:Marx

"Buna göre Marx'ın da hataları vardır. Bunlar aşağıdadır:
1) Önce o da tüm meslek bilginlerinin yanılgılarına sahiptir, o bir doktrincidir. Teorilerine mutlak olarak inanıyor ve bu teorilerin tepelerinden aşağıya bakarak tüm dünyayı küçük görüyor... kendi partisine körü körüne bağlı arkadaşlardan oluşan bir çekirdeğe sahip... kısacası onu Tansırsallaştırıyorlar ve ona tapıyorlar... O da böylelikle çok ciddi olarak kendisini sosyalizmin ya da komünizmin Papa'sı sanıyor." (Bakunin,Tanrı ve Devlet,Sayfa:249,Belge Yayınları)



Burada Bakunin tıpkı modern zamanın Stalin eleştirmenleri gibi Marx'a tek adam demektedir. Eleştirilerin odağının aslında ne olduğu yavaş yavaş çıkmaya başlıyor:

b) Kindar ve muhalefet düşmanı eleştirisinin geçmişteki mağduru olarak: Marx

"2) Onun bu mutlak ve mutlakçı teorilerindeki kendini ilah saymadan dolayı doğal sonuç olarak kini de ortaya çıkıyor. Marx kini yanlız burjuvaziye karşı beslemiyor, aynı zamanda ona itiraz eden ve teorilerinden farklı çizgileri izlemeyi göze alan herkese karşı, devrimci sosyalistlere bile kin duyuyor." (Bakunin,Tanrı ve Devlet,Sayfa:250,Belge Yayınları)

Stalin'i bireysel olarak eleştirenler, aslında Marx'a ve onun şahsından bağımsız olarak bilimsel sosyalizme zarar vermek için geçmişte dillendirilmiş eleştirileri biraz değiştirip tekrar piyasaya sürmekte ve böylece burjuvazinin muzaffer olması için "aydın bilinçlerini!" ortaya koymaktadırlar.

c) Paranoyak eleştirisinin geçmişteki mağduru olarak: Marx

"Orada herkes kendini kollar ve harcanmaktan, yok edilmekten korkar. Marx'ın tüm çevresi bu çerçeveyi oluşturan kendini beğenmişlikler arasında bir sözleşmedir. Marx burada şereflerin baş dağıtıcısıdır, fakat aynı zamanda, kuşkulandığı kişilerin veya ona beklediği ölçüde saygı göstermemek aksiliğine düşmüş kişilerin, sürekli hain ve sinsi, asla açık seçik olmayan kovuşturmacısıdır." (Bakunin,Tanrı ve Devlet,Sayfa:253,Belge Yayınları)

Görüldüğü gibi Bakunin Marx'ın kuşkulandığı kişilere karşı paranoya derecesinde güvensizlik duyduğu iftirasında bulunmuştur. Sanki bu şarkı Stalin içinde çalınmamış mıydı? Bu bir tesadüf mü?

d) Devrimci katili eleştirisinin geçmişteki mağduru olarak: Marx

"Marx bana dedi ki: "biliyor musun, ben şimdi öyle disiplinli bir gizli komünist derneğinin başındayım ki, eğer bunun bir üyesine, git Bakunin'i öldür desem, o seni öldürecektir." Ben de eğer gizli derneğinin onun hoşuna gitmeyen insanları öldürmekten başka yapacak işi yoksa, ancak hizmetçilerin ve martavalcıların derneği olabileceği şeklinde bir yanıt verdim." (Bakunin,Tanrı ve Devlet,Sayfa:262,Belge Yayınları)

"Hoşuna gitmeyen adamları öldüren devrimci katili Stalin" bu laf çoğu insana çok normal gelebilmektedir hala ama kendisine sosyalist diyen birinin oturup bir daha düşünmesi lazım. Bölüm:1'de işlemek istediğimiz konu özetle böyleydi. Stalin'in kişisel özellikleri temel alınarak oluşturulmuş tarih yazımı adi bir idealist iftira kampanyasıdır. Geçmişte bu tarz iftiralara Marx'ta uğramıştı. Bu kısım en kolay çürütülebilecek karşı devrim argümanlarıydı. Bölüm: 2'de ise başta iyi niyetlerle yapılmaya çalışılmış bir eleştiri gibi görünsede ilk eleştiriden daha tehlikelidir bu eleştiri "Stalinizmin ortaya çıkış nedenlerini incelemek ve bireysel özelliklerinden öte eleştiriler getirmek" tanımlanmaktadır.

Bölüm:2 Stalin'e bireysel değil tarihsel eleştiri getirenlere cevap



"Avamın Stalin'e olan sevdasını totalitarizm ile açıklanıyor ve Stalin kültünün gücü buna bağlanıyor. Fakat buradaki çelişki de; tarihin itici gücü olduğuna inandığımız avamın -yani hayal kuran öznenin- öznelliğini pasifize etmek ve bir liderin peşinden "devletin ideolojik aygıtları" çerçevesinde koşabilen ve kendini unutan bir yığın olarak bahsetmek. Oysa tarihsel yaklaşım alttakini ne idealize eden ne de yerin dibine geçiren yaklaşıma tamah edilmeli."(Eski defterler:1936 Sovyet Anayasası üzerinden sol tahayyül ve eleştiri kabiliyetine dair, Birikim dergisi sayı:284, sayfa:19)

Bu eleştiri Stalin'i karalamanın ayrı bir yöntemidir. Sanki Stalin karşı devrimci olmayanların cezalandırılmasını istiyordu. Öldürülen adamların karşı devrimci olmadıkları sadece bu olayların o zamanların "sovyet patalojisi" olduğunu ispatlama derdindeki yazı burjuvazinin muzaffer olmasına katkı sağlamaktadır. Yazıda masum insanların öldürülmesi olayına Stalin'in karşı çıkışlarına değinilmiyor ve sanki Stalin bu insanların ölümlerini onaylıyormuşçasına bir hava oluşturuluyor ve böylece yöntemsel olarak doğru olan yazı o yöntemin kullanılmamasıyla anti-komünist bir dezenformasyon parçacığına dönüşüyor.Yazarın yönteminden yazarı çürütme başlayalım:

"Karşı devrimci suçlar"dan tutuklananların oranı şöyle: 1936'da yüzde 12.6, 1937'de yüzde 12,8, 1938'de yüzde 18,6 1939'da yüzde 34.5 ve 1940'da yüzde 33.1...
Bu çerçevede, yerel ve bölgesel sovyet yetkililerinin bir baskı grubu ve dahası taşraya dair bilgiyi üreten aktörler olarak konumu çok önemli. İkincisi Sovyet liderliğinin "sosyalizmin başarılarını" ve "tek sosyalizmin geleceğini" hukuksal alanda bir anayasa ile meşrulaştırma gayreti oldukça mühim bir motivasyon. Son olarak kamplardaki mahkum sayılarına bakarsak, savaş ve yükselen faşizm riskinin gerçekten somut temelleri olduğu su götürmez bir gerçek. Bunların tümü de karmaşık bir zihin dünyasına işaret ediyor. Paranoyanın en kötü yanı da bazen gerçek temelleri olması." (Eski defterler:1936 Sovyet Anayasası üzerinden sol tahayyül ve eleştiri kabiliyetine dair, Birikim dergisi sayı:284, sayfa:24)

Yazarın hatası ortadadır sovyet yetkilileri tek bir tornadan çıkmamıştı içlerinde hainlerde vardı ve bu hainlerden bazıları yüksek görevdeydi. Bu kişiler ellerindeki yetkiyi kötüye kullanarak arada masum insanlarıda öldürmüşlerdir. Stalin bu kişilerden bazılarını cezalandırmıştır. Cezalandırdığında bile güncel burjuva hizmetkarlarından bazıları "Stalin kendini kurtarmak için bu adamları cezalandırdı." diyecek kadar küstah olabiliyorlar ve yalan söyleyebiliyorlar. Bakalım masumları öldürenler kimlermiş Stalin yandaşları mı düşmanları mı?

"1935-36' Stalin, devlet güvenlik polisinin "beceriksizliği"ni birkaç kez eleştirdi. Bunun üzerine NKDV'nin başı Yagoda(Eylül 1936'da) sonunda görevden alındı ve yerine -daha sonra kendisinin de muhalefet komplosunun bir üyesi olduğu anlaşılacak olan yardımcısı Nikolay Yerov getirildi. 1937 ve 1938’de Yerov’un yönetimindeki NKDV- Stalin’in eleştirisini dikkate almış gözükerek –son derece “aktif” bir rota izledi. O asıl komplocuları korurken çok sayıda tümüyle dürüst Komünisti sahte suçlamalarla tutukladı ve hapse attı.”(William Bill Bland, Josef Stalin Söylence ve gerçek,Sayfa:45)

Stalin eleştirmeni yazarın söyledikleriyle gerçekler birbirini tutmuyor Stalin masum insanların cezalandırılmasından rahatsızlığını sırf lafla değil pratiktede göstermiştir. Eğer Stalin paranoyak bir insan olsaydı bu durumdan rahatsız olmak şöyle dursun Yagoda’ya ve Yerov’a üstün hizmet madalyası verirdi. Ayrıca Kruşçev’in bu katliamlarda Yerov’dan sonra en sorumlu kişi olması tarihsel bir gerçektir. Neden bu ekol sürekli Stalin’e uğraşıyor ve eksik ve yalan bilgilerle roman tadında bir tarih yazımı yapıyor? Mitlerle süslenmiş bu fantastik romanda neden Kruşçev’den bahsedilmiyor? Tarihsel analiz yapalım deniyor hatta sovyet bürokratlarının etkisi denmesine rağmen neden bir kere bile Kruşçev gibi iç ajanların yaptıkları katliamlardan bahsedilmiyor? Neden tarihsel bir analiz yapma amacında da olsa Stalin’in bu durumdaki tarihsel tutumu göz ardı ediliyor? Stalin’in bu tutumu göz ardı edilip nasıl belli dönemdeki Sovyet tarihi anlaşılabilir? Durum aslında açık tarihsel bir analiz yapılsa Stalin haklı çıkacaktı yazarın bile inkar edemediği gerçeğe gelirsek:

“Troçkizme karşı aşırı reaksiyon ve paranoya halini, bir Troçkist olarak Deutscher, Troçki’nin 1927 yılındaki Clemenceau  Doktrini’ne bağlayarak, muhaliflerin savaş halinde iktidara gelme projesinden bahsediyor. Deutsher’in işaret ettiği başka bir enteresan bilgi, tasfiye edilen ünlü sovyet general Tuhaçevski’nin gerçekten de iktidara yönelik bir oluşum yarattığı, ama dış desteği olmadığı yönünde.” (Eski defterler:1936 Sovyet Anayasası üzerinden sol tahayyül ve eleştiri kabiliyetine dair, Birikim dergisi sayı:284, sayfa:25)

Her ne kadar Yazar Tuhaçevski’nin dış desteği yoktu desede ve “aşırı” Troçkist paranoya gibi bir cümle kursada biz aslında Tuhaçevski’nin ve Troçkinin dış destekli olduğunu biliyoruz. Tuhaçevski’nin eski zamanlardan beri Almanya ile ilişkisi olduğu bugün artık inkar edilemez bir gerçek halini almıştır keza Troçki’nin Almanlarla ve Japonlarla işbirliğine dair önemli şüpheler bulunmaktadır. Dış destek hikayesi çok önemli olmasa bile bu muhalefet grubunun Sovyetleri yıkma girişimlerini ve kapitalizmi restore etme çabaları kuşku götürmez bir gerçektir.

Ayrıca Stalin’in ideolojik sempatizanlıktan dolayı Troçkistleri cezalandırması bir soğuk savaş kurgusudur. Stalin ideolojik olarak kendini Troçkizme yakın olarak hisseden kişileri parti çalışması ile bilgilendirme yolu seçerken sabotaj gibi eylem düzenleyenleri de yani karşı devrimcilik yapanları ise o günün koşullarındaki cezai işlemleri uygulayarak cezalandırmıştır. Stalin toplu eserler cilt:14 sayfa:161-177 arasında eskiden Troçkizme kayan kişilere şu anki Troçkistlere davranıldığı gibi davranışmamasını öğütlüyor ve partideki anlayış yoksunluğu yüzünden Troçkizme kayan kişilere veya kaymaya meğilli olan kişilere anlayışlı davranılması gerektiği ve onların kazanılması gerektiğinden bahsediyor bunun yanında sabotatör Troçkistlerin ise gözünün yaşına bakılmaması gerektiğini özellikle vurguluyor.

Görüldüğü gibi Stalin masum ile suçlu ayrımı yapıyor muhalefet çetesinin Sovyet bürokrasisine girmiş kişileri ise Sosyalizmi değersizleştirmek ve hizmetkarı oldukları burjuvaziye hizmet için sabotajlar ve masum insanların öldürülmesi olayını tezgahlamaktadırlar. Bu dönemi anlamak ve tarihselleştirmek için burjuva alışkanlıkların bağımlıları ve parti içindeki burjuva eğilimlerden oluşan “kutsal ittifakın” sosyalizmin çıkarlarına karşı giriştikleri mücadele ve buna karşı çıkan sosyalizme sadık unsurlar arasındaki savaşım üzerinden ancak o dönemindeki Sovyetler Birliği anlaşılabilir ve buna uygun bir tarih yazımı yapılabilir. Gerisi ne olursa olsun tarih biliminin izinden giden bir eser olmaktan öte tarih felsefesi alanın içinde bir çalışma olur ve bu tarz çalışmalar ne kadar güzel yazılmış olursa olsun arkaik niteliğini korumakta ve bilim dışı olmaktadır. O zaman yazara göre Sovyetlerdeki sorun ve buradaki patoloji neydi biraz da ona bakalım:

“Tek ülkede sosyalizm fikri, aslında tek ülkede olmasından çok tek ve biricik sosyalizm olma iddiası ile patolojikti... o yaz yağmayan yağmurla gelmeyen hasada, elindeki sürüyü kolektivizasyona yedirmemek için kesip yiyen kolhoznikiye, doğan güneş’e uçsuz bucaksız step bozkırına; kısaca “reel” hayata dair bir patolojiydi.” (Eski defterler:1936 Sovyet Anayasası üzerinden sol tahayyül ve eleştiri kabiliyetine dair, Birikim dergisi sayı:284, sayfa:26)

Okuyanın tüylerini diken diken bu garip(yalan) iddialar mı patolojik yoksa bu patolojik suçlamasını getirenler mi patolojik?  Bir kere Stalin asla “biricik” bir sosyalizm hayal etmiyordu o tek ülkeden bütün dünyaya yayılmasıyla nihai zaferin ancak öyle kazanılacağına dair bir algıya sahipti. Eserler cilt 15 sayfa:310-311’de buna değinmişti keza Leninizmin Sorunları isimli makalede de bu konuya değinmişti. Ama yazarın yaptığı gibi bir okuma Stalin’in 1936 ve 1939 yıllarında yaptıkları konuşmalara dayandırılarak yapılmaktadır. Keza Stalin o konuşmalarında bile biricik sosyalizm olma iddiası gütmemişti sadece ekonomik olarak sosyalizmi uygulayabilir miyiz? Diye bir tartışma içindeydi sosyalizmin nihai zaferinin bütün dünyada kazanılabileceğini biliyordu ve inanıyordu. Bu açıklamalardan sonra bu eleştiriler tarihsel gerçekleri çarpıtmaktan başka bir şey değildir.

İkinci sözde patolojik olaya kanıt sürülen “o yaz gelmeyen yağmurla gelmeyen hasada” ifadesi tam bir komedidir. Yağmur yağmaması ne zaman insanların/devletlerin/grupların suçu olmuştur(küresel ısınma modern algısı bir kenara bırakılırsa) nasıl insanın ve kurumların elinde olmayan bir şey yüzünden belli bir dönemin devletinin patolojisi olabiliyor? Ama burada niyet başka sözde Sovyetlerde ciddi kıtlıktan dolayı ölenlerin olduğuna dair bir zamanlar ortaya atılan dezenformasyon furyasının bir ürününe sorgusuz sualsiz bir bağlılıktan bu gibi yazılar yazılabiliyor bakalım Sovyetlerdeki gerçek o zaman için neymiş:

Hearst’ün Sovyetler Birliğine karşı ilk basın kampanyalarından biri Ukrayna’da sözde açlıktan ölen milyonlarca insan hakkındaydı. Bu kampanya 18 Şubat 1935’te, Chicago American gazetesinin ‘Sovyetler Birliğinde 6 milyon insan açlıktan öldü’ manşetiyle başladı. Nazi Almanyası’nın sağladığı malzemeyle, basın baronu ve nazi sempatizanı William Hearst Bolşevikler tarafından yaratılan ve Ukrayna’da birkaç milyon kişinin ölümüne yol açan sözde soykırım hakkında hikâyeler üretmeye başladı. Gerçek ise oldukça farklıydı. Sovyetler Birliği’nde olan, 30’lu yılların başında, topraksız köylülerin zengin toprak sahibi kulaklara karşı ayaklandığı, kollektifleştirme ve kolhozların kurulması için savaştıkları benzeri görülmemiş bir sınıf savaşıydı.... Ukrayna’da milyonlarca insanın açlıktan öldüğünü, bunun da komünistler tarafından bile bile yaratıldığını anlatan Hearst basınının makaleleri, inandırıcı ve detaylı bilgiler içeriyor görünüyordu. Hearst basını, bu yalanları gerçek gibi göstermek için her türlü aracı kullandı, böylece kapitalist ülkelerin kamuoyunu etkilemeyi ve bir anda Sovyetler Birliği’ne yüz çevirmesini sağlamayı başardı. Sovyetler Birliği üzerine belli başlı efsanelerden birinin kökeni budur. Sözde kıtlık hakkında batı basınının ifşaatlarına karşı Sovyetler Birliğinin açıklamalarını ve Hearst basınının yalanlarının nasıl üretildiğini sergilemelerini kimse dinlemek istemedi ve bu durum 1934’ten 1987’ye kadar sürdü! 50 yıldan uzun süre, her yeni kuşak Sovyetler Birliği sosyalizmine olumsuz gözle bakmalarına neden olan bu iftiralarla beslendi.”( Mario Sousa, SOVYETLER BİRLİĞİ HAKKINDA YALANLAR ve GERÇEKLER)

Son olarak koyun kesen kulak ve küçük üretici üzerine birkaç söz söylemek lazım. Bilindiği gibi kırlarda sosyalizme geçme aşamalarından biri olarak görülen köylülerin kollektif çiftiklerde birleştirilip kolektif üretime dahil edilmesinde ciddi sıkıntılar oldu. Stalin “başarı sarhoşluğuna kapılmak” isimli makalesinde küçük köylülüğü zorla kolhozlara dahil etme girişiminin “Leninizmin ihlali” olarak nitelendirmiş ve derhal bu uygulamaya son verilmesini talep etmiştir. Bu arada ortaya çıkan meşruiyet sorunundan kulaklar faydalanmış ve koyun kesme tahıl yakma gibi işlemlerle Sovyetler zora sokulmaya çalışılmıştır. Ama bu bile açlıktan ölümlere yol açmamıştır. Bu olay bir sınıf savaşımıdır, bu savaşım daha sonra Stalin’in ve sosyalizmin lehine sonuçlanmış ve kulaklar tasfiye edilmiştir. Kırsal alanda olan bu devrimin görece uzun sürmesiyle bir takım zorluklar çıkması olağandır. Burada patoloji veya suçlu olmasından öte tarihin motorunun işlemesi söz konudur ne zamandır tarihin motoru işlediğinde bu patoloji olarak adlandırılmaya başladı?

“Bir devrim ne kadar kusursuzsa o kadar çok kitleyi içine çeker; ve gerçekleşmesi ne kadar uzarsa üretim aygıtında yol açtığı yıkım o kadar büyük olur ve kamu kaynaklarında o kadar korkunç gedikler açar. Buradan kanıta gerek kalmaksızın yanlızca şu sonuç çıkar: İçsavaş ekonomik yaşam için zararlıdır. Fakat kusuru Sovyet ekonomik sistemine yüklemek, kendisini dünyaya getiren annesinin doğum sancıları yüzünden bebeği suçlamaya benzer.”(Troçki, Terörizm ve Komünizm,Sayfa:65-66,Epos Yayınları)


Bu konuda Troçkiyle hemfikirim! Görüldüğü gibi ister Stalin’in idealist eleştirisi ister yapılmaya çalışan Stalin’in tarihsel eleştirisi nihai olarak burjuvaziye yaramaktadır. Çünkü bu eleştirilerin amacı farklı yollardan da gitse sosyalizme saldırı meydanın buluşmakta ve kitleleri Stalin’den ve gizli hedef olarakta sosyalizmden soğutmaktadır. Herkesin sosyalizmin değerlerini eleştirirken bundan kim faydalanacak? Yaptığım proletaryanın çıkarı için uygun mu? Diye düşünmesi lazım. Klişeler tekrar haklı çıktı: “Stalin’i savunmak sosyalizmi savunmaktır.”

9 Şubat 2013 Cumartesi

Kılavuzu Troçki olanın burnu burjuvaziden kurtulmaz(Brest-Litovsk ve askeri sorunlar)


Lev Troçki kimileri için bir deha, kimileri için bir hain, kimileri için bir Alman casusu olan Sovyet bürokratıdır. Troçki, Stalin’i sevmeyen hizipler tarafından hep örnek gösterilen figürlerden biri olmuştur. Özellikle Sovyetlerin 1991’de yıkılmasından sonra bu hizipler ‘Troçki haklıydı devrim tek ülkede olursa asla başarıya ulaşmıyor’diye veryansın edip Troçki’yi geleceği gören adam olarak ilan ettiler. Bu hiziplerin haksız olduğunu Troçki’nin Hayatım kitabının eleştirel bir okumasıyla çürütebiliriz. Troçki eğer Sovyetlerin mutlak hakimi olsa ne gibi felaketler çıkacığını aşağıda göreceğiz. (Bir makale yazdığımızdan dolayı Troçki’nin bu hatalarını Brest dönemi ve Kolçak sorunu ile sınırlandırmış bulunmaktayız. Buna rağmen makale çok uzun olacaktır). Troçki Brest’te barış yapmamak için can atarken siperlerin durumu şöyle idi:

“Brest-Litovsk’a giderken cephe çizgisini ilk olarak geçiyordum, siperlerde bulunan ve bizim gibi düşünen arkadaşlar, Almanya’nın korkunç isteklerine karşı, pek önemli olmasa bile bir gösteri düzenleyecek durumda değildiler: siperler hemen hemen boştu. Buchanan- Kerenskiy sınamasından sonra, kimse savaş hazırlığı sözünü ağzına almıyordu artık. Barış, nasıl olursa olsun barış!” (Troçki,hayatım,sayfa:404,Yazın Yayıncılık)

Düşünün cephede siperler boş ve Troçki barış yapmamak ve işi yokuşa sürmek için elinden geleni yapıyor. Bu ne demektir? Alman işgaline ortam hazırlamak ve Alman emperyalizmine yardım etmektir. Troçki’nin işi yokuşa sürüklemesinin akışı şöyle gerçekleşmiştir:

“ General Hoffman’ın kurmayı esirler için Ruski Vestnik adında bir gazete çıkarıyordu: bu gazete ilk zamanlar bolşevikleri göklere çıkarmaktaydı. “Okuyucumlarımız, diye yazıyordu Hoffman, bizden Troçki’nin kim olduğunu soruyorlar…” Ve insanın yüreğine işleyen sözlerle benim Çarlığa karşı verdiğim savaşı anlatıyor, Almanca kitabım Russland in der Revolution’u anıyordu. “Devrim dünyası mutlu kaçışını büyük bir coşku ile öğrenmişti.” Ve daha ötede şunlar yazılıyordu: “Çarizmin devrilişinden sonra, Troçki uzun yıllar kaldığı sürgünden döndü ve az sonra da Çar rejiminin gizli taraftarları onu hapse attılar.” Sözün kısası, Prusya’da Bavyera prensi Leopold ile Hoffman’dan daha coşkun devrimci bulunumazdı. Bu sevgi uzun sürmeyecekti. 7 şubat toplantısında, ki hiç de dostça bir toplantı değildi, şunları söyledim Alman ve Avusturya-Macaristan resmi basınının bize vaktinden önce övgüler düzmüş olmasından üzüntü duymaya başladık. Barış görüşmelerinin iyi yürümesi için hiç de zorunlu değildi bu.” (Troçki,hayatım,sayfa:386,Yazın Yayıncılık)

Diplomasiden bi haber Troçki bütün barış görüşmelerinde onu bunu bozarak işi yokuşa sürüklüyordu. Hatta kendisine nezaketen yapılan kitaplarınız karşılığı şu insanlara ayrıcalık tanıyın denilen diplomatik teklifi getiren Almanı tersliyordu. Troçki’nin bu tutumu ancak masaya oturan güçlü bir taraf iken yapılacak bir harekettir. Yoksa sonuçları felaket olacaktır. Troçki şu sözleriye kime hizmet etmektedir?

“Brest-Litovsk’a işte bu düşüncelerle ve şöyle özetlenebilecek formülle geliyordum:savaşı keseceğiz, askerkere tezkere vereceğiz, ama barışı imzalamayacağız.” (Troçki,hayatım,sayfa:405,Yazın Yayıncılık)

Cephede asker yok iken üstelik bunun üstüne askere tezkere verip cepheyi bomboş bırakma planı yapan Troçki’ye sormak lazım barış yapmadığın takdirde Almanların saldırmayacağının bir garantisi var mı? Yok tabi ki ama burada  Troçki’nin can simidi burada devriye giriyor ‘Dünya devrimi!’

“Lenin’e durumu  yazı ile bildirdim “Moskova’ya geldiğinizde görüşürüz” diye cevap verdi. Kanıtlarımı ortaya koyduğum zaman da şöyle dedi:
Lenin-Eğer general Hoffman üzerimize yürüyebilecek durumda değilse pek ala. Ama bu umut azdır. Bayera kulak’ları arasından seçme alaylar çıkarabilirler. Bize karşı bu kadarı yetmez mi? Siz kendiniz söylüyorsunuz ki siperler boşalmıştır. Ya Almanlar saldırıya geçerlerse?
Troçki- O zaman barışı imzalamak zorunda kalırız. Ama herkes anlar ki başka çaremiz kalmamıştır. Bizim Hohenzollern’le gizli ilişkilerimiz masalı da böylece ortadan kalkmış olur.
Lenin- Doğru, bunun da yararı var elbet. Ama çok tehlikeli. Alman devriminin zaferi için bizim mahvolmamız gerekiyorsa, bunu yapamayız. Alman devrimi bizimkilerden çok daha önemli olacaktır. Ama ne zaman olacak bu devrim? Kimse bilmez. Bu gün için dünyada bizim devrimimizden daha önemli bir şey yoktur. Ne yapıp yapıp onu kurtarmak gerekir.” (Troçki,hayatım,sayfa:405-406,Yazın Yayıncılık)

Lenin, Troçki’nin bizzat kendi satırlarıyla yazdığı cümlelerde bile Sürekli devrime karşı çıkıyor. Troçkistlere sormak lazım. Nasıl Troçki okuyup Lenin’le Troçki’nin aynı düşündüğüne kanaat getiriyorsunuz? Pes! Troçki bazı şeyleri gizliyor. Almanlar şu sözü söyledikten sonra neden saldırmasınlar?

“Hiç şüphesiz Kühlmann, kuliste kendilerine, bizim zaten birkaç haftalık ömrümüz olduğunu, bu kısa süreden yararlanarak, sonuçları bolşeviklerden sonra gelecek olanların sırtına çökecek bir “Alman” barışını çabucak elde etmek gerektiğini söylemekte idi.” (Troçki,hayatım,sayfa:397,Yazın Yayıncılık)

Troçki bu koşullara rağmen barış yapmıyor ve utanmadan Lenin’le aynı düşünüyorum diyor.

“ Parti içinde çekişme günden güne kızışıyordu. Sonradan yayılan sözlerin tersine, çatışma benimle Lenin arasında değil, Lenin’le partinin yönetici örgütünün ezici çoğunluğu arasında idi. Tartışma konusu olan belli başlı sorular şunlardı: Bu gün için bir devrim savaşı yapabilir miydik ve genel olarak devrimci bir hükümetin emperyalistlerle bir anlaşma yapması doğru olur muydu? Bu iki noktada tastamam ve aynen Lenin’in yanında idim, ikimiz de birinci soruya hayır, ikincisine evet diyorduk.” (Troçki,hayatım,sayfa:406,Yazın Yayıncılık)

Troçki yalan söylüyor madem aynı görüşteydin neden barış antlaşmasını imzalamadın? Diye sormak gerek. Aşağıda da göreceğimiz gibi 20.yy’ın Brütüs’ü(Troçki) Lenin’i arkadan bıçaklayacaktı:

“ 17 Şubatta merkez komite toplantısında Lenin oylama yaptı “Bir Alman saldırısı karşısında kalırsak ve Almanya’da bir devrimci ayaklanma olmazsa, barış yapacak mıyız?” Böyle temel bir soruda, Buharin ve taraftarları çekimser oy kullandılar. Krestinskiy de onlara katıldı. Yoffe hayır dedi. Lenin ve ben evet dedik. Ertesi sabah Lenin’in barışı imzalamaya hazır olduğumuzu bildiren bir telgraf çekilmesi için yaptığı öneriye karşı oy kullandım.” (Troçki,hayatım,sayfa:412,Yazın Yayıncılık)

Ne kadar da aynı görüşten olan insanların birbirlerine yapacakları hareketleri yapıyor Troçki Lenin’e. Tabi ki biz “Stalin’i seven insanlar kötü niyetliyiz” o yüzden böyle şeyler yapıyoruz hiç “iyi niyetli bir insan” buradan benim çıkardığım sonucu çıkarır mı? Polyanacılığın gereği yok. Troçki Lenin’i rakibi olrak görmekte ve her fırsatta onun kuyusunu kazmak istemektedir. Troçki’nin işi mundar ettikten sonra kankası Buharin’in ona sarılıp ağlaması bir fayda getirmiyor:

“ Toplantıdan çıktığımızda, Smolnıy’in uzun koridorunda Buharin beni yakaladı, kollarını boynuma dolayıp boşandı, hüngür hüngür ağlamaya başladı.
-  Biz ne yapıyoruz! Diyordu, partiyi tezek yığını haline getirdik! Gözü suludur Buharin’in genellikle, natüralist deyimleri de sever. Ama bu sefer durum sahiden kötüydü. Devrim örsle çekiç arasında kalmıştı.” (Troçki,hayatım,sayfa:414,Yazın Yayıncılık)

“ Deleglerimiz 3 Martta barış andlaşmasını okumadan imza etti. Clemenceau’nun düşündüğünden de beter bir şeydi bu Brest barışı, darağacı düğümü gibi bir şey. 22 Martta Reichstag andlaşmayı onayladı.” (Troçki,hayatım,sayfa:414,Yazın Yayıncılık)

Troçki’yi üstün ileri görüşlülüğünden dolayı tebrik ediyorum bir insan ancak bu kadar iyi ülkesine hizmet eder! 
Görüldüğü gibi önder Troçki olsa imiş Sovyetler 2 sene yaşaması bile mucize olacakmış. Troçki kontrol altında bu kadar felakete yol açıyorken, siz düşünün bu akıl hastanesinden kaçmış adamın Sovyetlerin başında olsa ülkenin geleceği nasıl olabilirdi diye?

Hastahane kaçkınından Stalin’e saldırılar

“ Stalin’in tutumu neydi? Her zaman olduğu gibi, bir tutumu yoktu. Bekliyor ve bir şeyler tasarlıyordu. Bana başıyla Lenin’i gösterip “İhtiyar barış sevdasında, ama yapamayacak” diyordu. Sonra Lenin’e koşuyor, şüphesiz onun için bana söylediklerini benim için de ona söylüyordu. Stalin hiçbir yerde ağzını açmıyordu. Sözüne kulak asılmazdı. Benim baş kaygım, yani bu barış işindeki tutumumuzun dünya proletaryası tarafından iyice anlaşılması noktasındaki didinişim, onun gözünde ikinci sıradan bir işti. Onu ilgilendiren “bir tek ülkede barış”dı, nitekim sonraları da “tek bir ülkede sosyalizm” diyecekti. Son oylamada Lenin’e oy vermişti. Ancak birkaç yıl sonradır ki, Troçkizme karşı daha iyi savaşabilmek için, Brest olayları üzerine bir görüş edinmek gereğini duymuştur.” (Troçki,hayatım,sayfa:417,Yazın Yayıncılık)

Daha önceki Troçki eleştirilerimizde Stalin’in tek bir ülkede sosyalizm derken bunun nihai zaferi dışlamadığını söylemiştik. Ayrıca bu düşüncenin Lenin’e ait olduğunu da bildirmiştik. Üstelik şaşılacak bir şey söz konusu, yukarıda Troçki Lenin’le dialogunu verirken bunun tek ülkede sosyalizm düşüncesini yansıttığını nasıl anlamıyor? Herhalde yanlışlıkla koydu diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse Troçki ne yazdığını bilmeyen bir dengesizdir. Stalin’in adını duyunca kuduz köpekler gibi ona buna saldırmakta ve Stalin’in olmayan teorileri, Stalin’inmiş gibi gösterip Stalin’e hakaret etmektedir. Halbuki bu teori Lenin’in teorisidir. Bu Troçkinin ilk yanlışıdır. İkinciye aşağıda değineceğiz ama önce Lenin’in bu konudaki görüşünü verelim:

 Bununla birlikte, daha gelişmiş ülkelerde sosyalist devrim zafere ulaşıncaya dek dayanmak, sadece bu düşünceye olan güvenin yardımıyla dayanmak kolay değil, Batı Avrupalı kapitalist güçler, kısmen bilerek, ve kısmen bilinçsizce, ülkeyi ellerinden geldiği kadar yıkıma uğratmak için Rusya'daki iç savaş unsurlarını kullanarak bizi geriye püskürtmek için yapabilecekleri her şeyi yaptılar. Biraz da şöyle tartışıyorlardı. "Eğer Rusya'daki devrimci düzeni yıkamazsak, her halükarda, onun sosyalizme doğru ilerlemesini engelleyeceğiz:". Batı Avrupalı kapitalist ülkeler sosyalizme doğru gelişimlerini tamamlayıncaya dek dayanabilecek miyiz? Onlar bu gelişimlerini, sosyalizmin yavaş yavaş "olgunlaşması" yoluyla değil, bazı ülkelerin diğerlerini sömürmesi yoluyla, emperyalist savaşta yenilen ülkelerden ilkinin sömürülmesi ile birlikte Doğunun tümünün sömürülmesi yoluyla  tamamlıyorlar.  Mücadelenin sonucu Rusya'nın, Hindistan'ın, Çin'in vb. dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu meydana getirmeleri olayına bağlıdır. Ve birkaç yıldan beri de inanılmaz bir hızla kurtuluşu için mücadeleye sürüklenen bu nüfus çoğunluğudur; bu bakımdan, dünya çapındaki mücadelenin sonucundan hiç kuşku duyulamaz. Bu anlamda sosyalizmin kesin zaferi, mutlak bir biçimde ve bütünüyle güvence altına alınmıştır. Ama bizi ilgilendiren hiç de sosyalizmin kaçınılmaz nihai zaferi değildir. Bizi, Rusya komünist partisini, Rusya Sovyetleri iktidarını ilgilendiren, Batı Avrupa'nın karşı-devrimci devletlerinin bizi ezmesini engellemek için izlememiz gereken taktiktir.” (Lenin,İşçi Sınıfı ve Köylülük,Az Olsun Temiz Olsun,Sayfa:461-464,Sol Yayınları)

Lenin’in görüşü çok net. Şimdiki konumuz ise yukarıdaki ikinci hata olan Stalin’in tutumu olmadığına yönelik eleştiridir. İdrak yoksunu Troçki 11 Şubatta masadan kalkarken bundan bir ay önce 11 Ocakta Stalin görüşünü dile getirmişti:

“Stalin yoldaş, devrimci savaş şiarını kabul etmekle emperyalizmin eline koz verdiğimiz görüşündedir. Troçki’nin tavrını bir görüş açısı olarak nitelendirmek imkansızdır. Batıda devrimci bir hareket yoktur, devrimci bir hareketi söz konusu yapan hiçbir olgu mevcut değildir, bu sadece potansiyel olarak vardır; fakat biz saldırı pratiğimizde potansiyellere güvenmeyiz. Almanlar bir saldırı başlattıklarında, bu bizde karşı-devrimi güçlendirecektir. Almanya kendi Kornilov birliklerine ‘Muhafızlar’ sahip olduğu için, saldırabilcektir. Ekim’de emperyalizme karşı kutsal savaştan söz ediyorduk, çünkü bize tek başına ‘barış’ sözcüğünün bile, Batıda devrimi başlatacağı söyleniyordu. Ancak bu doğrulanmadı. Bizim gerçekleştirilmesi için zamana ihtiyacımız var. Eğer Troçki’nin politikasını kabul edersek, Batıdaki devrimci hareket için en kötü koşulları yaratmış oluruz. Bu yüzden Stalin yoldaş, Lenin’in Almanlarla barış yapma teklifinin kabul edilmesini öneriyor.”(Stalin Eserler cilt:4,sayfa:38,RSDİP(B) Merkez Komitesi Oturumunda Almanlarla Barış Sorunu Üzerine Konuşma,11 Ocak 1918, İnter yayınları)

“Biz kötü niyetliyiz!” Hay Allah görüyormusunuz gene “Troçki’yi yanlış anladık” Troçki’yi sevenlere sözüm şudur: Sizi gidi yalana tapıcılar sizi! Stalin’le aranızdaki sorun şimdi anlaşıldı çünkü o yalan söylemiyordu ve bu da sizin inançlarınıza aykırı tabi. İşte şimdi taşlar yerine oturdu!

Akıl Hastanesinden Kaçmış Bir Adamın Halüsinasyonları

“Voroşilov’un resmi biyografisinde 1914-1917 arası boş bırakılmıştır; bugünkü yöneticilerin pek çoğu için de böyledir. Çünkü bunlar savaş yıllarında yurtsever kesilmişler, devrimci eylemden ellerini çekmişlerdir.” (Troçki,hayatım,sayfa:463,Yazın Yayıncılık)

“Bunlar aşırı devrimci demokratlardı, ama hiçbir zaman enternasyonalist olmamışlardı. Genel bir kural olarak şöyle bir şey söylenebilir, bolşeviklerin savaş yıllarında yurtsever ve Şubat devriminden sonra demokrat olanları şimdi Stalin nasyonel sosyalizminin partizanları olmuşlardır. Voroşilov da bunlardan birisidir.” (Troçki,hayatım,sayfa:463-464,Yazın Yayıncılık)

Ah be Troçki! Ah be halüsinasyon gören meczup! Kendi anılarını Voroşilov’la karıştırıyorsun. Yemin ederim Sovyetler zamanında yaşasaydım bunun akli dengesi yoktur diye suikaste kurban gitmene karşı çıkardım. Bak bakalım Lenin amcan senin için ne diyor?

“Peki, ya bu yenilgi “şiarı”nın yerine ne önerilme isteniyor? “Ne zafer, ne yenilgi” parolası. Fakat bu, “anavatan savunması” parolasının değişik bir yazımından başka bir şey değildir! Bu ise, sorunu kendi hükümetine karşı ezilen sınıfların mücadelesi alanına değil, hükümetler arası savaş alanına taşımak demektir.Bukovoyed ve Troçki ile birlikte “ÖK”cılar “Ne zafer, ne yenilgi” parolasını savunurken tümüyle ve bütünüyle David’in zemininde duruyorlar! Savaştan önce İtalyan sosyal-demokratları kitle grevi sorununu ortaya attıklarında burjuvazi –kendi açısından son derece haklı olarak- şu yanıtı verdi: Bu vatana ihanet olacak ve sizlere de hainlere davranıldığı gibi davranılacaktır. Bu gerçektir, tıpkı siperde askerlerin kardeşleşmesinin vatana ihanet anlamına geldiği gibi. Kim Bukvoyed gibi “vatana ihanet”e ve Zyemkovski gibi “Rusya’nın çöküşü”ne karşı yazılar yazıyorsa, o proleter bakış açısını değil burjuva bakış açısını savunuyor demektir. Bir proleter “vatana ihanet” etmeden kendi emperyalist “büyük”gücünün çöküşüne katkıda bulunmadan, ne kendi hükümetine bir darbe vurabilir, ne de kardeşine “bizimle” savaş içinde olan “yabancı” ülkenin proleterlerine gerçekten alini uzatabilir. Kim “Ne zafer, ne yenilgi” şiarını savunuyorsa, o bilerek ya da bilmeyerek bir şovenisttir, en iyi ihtimalle uzlaşmacı bir küçük-burjuva, ama her halükarda proleter politikanın bir düşmanı, bugünkü hükümetlerin, bügünkü egemen sınıfların bir yandaşıdır.”(Lenin,Seçme eserler cilt:5,sayfa:156-158,İnter yayınları)

Bu garip atışmanın nedeni ise Troçki’nin Çariçin’de Stalin ve Voroşilov’la yaşadığı polemiktir. Aralarındaki sorun Troçki’nin en çok cepheneyi Çariçin’e(Stalingrad) göndermelerine rağmen neden Stalin’in hala zafer kazanmadığı yönünde yaptığı eleştiriden gelmekte. Ve Troçki tartışma sonunda elinizdekiyle yetinin demektedir. Ayrıca “emirlerime” uyulması yönünde Voroşilov ve Stalin’i tehdit etmektedir. Stalin, Lenin’e mektubunda şöyle demektedir:

“ Eğer bize pilotlarla birlikte uçak, tank ve onbeşlik toplar vermezseniz, o zaman Çariçin cephesi tutunamayacaktır ve demiryolunu uzun bir süre için kaybedeceğiz”(Stalin, Eserler cilt:4,sayfa:117,İnter Yayınları)

Lenin bir zaman sonra Stalin’e hak vermiştir:

“ Stalin bu gün geldi; Çaritsin’deki birliklerimizin kazandıkları üç büyük zaferin haberini getirdi.(1) Stalin üstün değerde ve eşsiz savaşçılar saydığı Voroşilov ve Minin’i yerlerinde kalmaya ve merkezin emirlerini tamamıyla uymaya razı etmiştir; bunların hoşnutsuzluklarının tek nedeni, Stalin’e göre, fişek ve cephane gönderilmesinde görülen gecikmeler ya da bunların hiç gönderilmemesidir, maneviyatı pek iyi olan ikiyüzbin kişilik güçlü bir ordu olan Kafkas ordusu da sırf bu yüzden kaybedilmiştir.(2) Stalin güney cephesinde çalışmayı çok istiyor. Düşüncesinin doğruluğunu iş başında ispat edebileceğini umuyor.”  (Troçki,hayatım,sayfa:467,Yazın Yayıncılık)

Troçki Lenin’den bu alıntıyı verdiğinde iki dipnot koyuyor ve Stalin’i kıskanıyor:

“ 1 Bu “zaferler” gerçekte ikinci sıradan başarılardan başka bir şey değildi.
  2 Bu partizan ordusu dövüşecek halde değildi ve ilk yumrukla dağılıvermişti.” (Troçki,hayatım,sayfa:467,Yazın Yayıncılık)

İlk dipnot kıskançlığın bir göstergesidir. İkincisi ise daha ağır bir suçun yani orduyu savaşamayacak durumda bıraktığı için Stalin’in doğru uyarılarını dinlemediği için Troçki suçludur. Troçki Stalin’in sözde küçük zaferine göndermede bulunuyor fakat Kolçak sorununda takındığı tutum Uralları Kolçak’a bırakıp Volga’nın Kolçak’ın eline geçmesine sebep olacak planı, askeri ve diplomatik başarısızlıklarında da aynı sert eleştirileri kendisi için yapmıyor. Hep ‘hataydı’ ‘hatamı kabul ediyorum’ gibi laflarla işten sıyrılmaya çalışıyor. Ayrıca Kolçak konusunda hatasını kabul ettikten sonra (bknz: Troçki, hayatım,sayfa:476) bir bakıyorsunuz iki sayfa çeviriyorsunuz “Benim savunduğum plan bunun tam tersiydi” diye bir fırıldaklığa şahit oluyorsunuz. Ama biliyoruz ki Sovyetler Birliği Troçki’nin elinde olsa 2 sene bile duramazdı. Bir insan ancak hain ise bu kadar kusur ve hatası olur.

Troçki’nin Bolşevik olma hezeyanı

“Lenin demişti ki, Troçki, menşeviklerle anlaşmasının mümkün olmadığını anladığı günden beri “en iyi bolşeviktir””. (Troçki,hayatım,sayfa:356,Yazın Yayıncılık)

Troçki, bu iddiasını kanıtlamak için Stalin’e suç atıp 1 Kasım 1917’deki konuşmaları sakladığı için bilinmediğinden dem vuruyor. Senelerden 2013’te Troçki’nin iddiasını araştırmak için Lenin’in toplu eserlerinin ingilizcesine baktım. Ve gördüğüm kadarıyla ingilizcesinde bile 1 Kasım 1917’deki yazıda Troçki’nin en iyi bolşevik olduğundan bahsetmiyor hatta yazıda Troçki’nin adı bile yok! İşin ilginci ne Sovyetler Birliği kaldı ne de Stalin şayet öyle bir yazı olsa Stalin düşmanları tarafından çoktan açığa çıkarılmış olması lazımdı. Ama okuyucuya bilinemezde bırakmak istemiyorum o yüzden Troçki’ninde çok sevdiği yazılardan olan Lenin’in vasiyetinden bir parça aktarıp bu tartışmayı da kapatacağım:

“Merkez komitesinin öteki üyelerinin kişisel yetenekleri üzerinde tek tek durmayacağım. Ancak bu arada, Zinovyev ile Kamenev’in Ekim olayının tabii ki rastlantısal olmadığına değineceğim. Fakat nasıl Troçki’nin Bolşevik olmadığını kişisel bir suç olarak hesaba katmazsak, bu olayı Zinovyev ile Kamenev’in kişisel suçu olarak hesaba katamayız”(Lenin, 25 Aralık 1922)

Lenin burada sırf Bolşevik olmadığı için suçlayamayız diyor. Oysa ki daha önceki yazılarıma bakarsak Lenin’in bu kadroyu tasfiye etmek istediğini görebiliriz. Konumuz bu olmadığı için ve daha önce de tartıştığımız için bu konu hakkında şimdilik daha fazla yazmayacağım. Ama en azından Lenin vasiyeti, Troçki’nin sözde açıklanmayan, gizlenen metin iddiasını çürütmeye yeter. Sovyetleri yıkmak için diplomatik, askeri, ajanlık işlerine giren Troçki’nin pratik alanda yaptığı hatalarının bir kısmını inceledik. Sormak istiyorum bu kadar hatası olan bir adam Lenin’den sonra ya da Lenin’i devirip iktidara gelse Sovyetler kaç yıl dayanabilirdi? Yalana tapıcıların yaptığı gibi cevabı yanlış seçmemeniz dileğiyle.