sosyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2014 Cumartesi

Gezi Ayaklanmasını Yanlış Okumanın Sonuçları

Bir durum tespiti yapmanın vakti geldiğine inanıyorum özellikle Gezi ayaklanmasının yıldönümünün üzerinden bir seneden daha uzun bir zamanın geçmiş olması ve bu ayaklanmanın yarattığı politik sonuçların ne olduğu üzerine bir analizin proletaryanın ve ezilenlerin yapması gereken bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

İlk önce her sosyalistin bir olguyu değerlendirirken mutlaka somut durumun somut tahlili ilkesine göre hareket etmesi gerektiğini düşünmekteyim çünkü somut durumun somut bir tahlilini yapamazsak bu bizi idealizmin sularına sürükleyecek ve neticesinde yaptığımız değerlendirmeler burjuvazinin hanesine artı olarak yazılacaktır.

Bundan yola çıkarsak sosyalistlerin, Gezi ayaklanması, Yolsuzluk operasyonu, Soma’daki katliam ve diğer meydana gelen olayları somut durumun somut tahlili ilkesine göre değerlendiremediğini söylemek zorundayım. Sosyalistler her ne kadar kendilerinin tarihsel materyalizme bağlı olduklarını ilan etseler de maalesef fiiliyat bunun tam tersidir.

Sosyalistlerin azımsanamayacak kadar büyük bir kısmı Gezi ayaklanmasını ve bu ayaklanmadan sonraki dönemi yanlış okumuştur. Daha Gezi ayaklanmasının ilk meydana geldiği sırada toplumsal zafere aç sosyalistlerimiz Gezi parkında bir komün kurulduğunu söyleyecek kadar ileriye gitmişlerdir. Bunu söylemelerinin birçok nedeni olabilir fakat Gezi’de bir komünün kurulmadığı kesindir. Komün dediğimiz olgu bir üretim biçiminin yansımadır. Gezi parkındaki dayanışmayı komün diye adlandırmak komün olgusunu değersizleştirmek ve komün gerçeğini çarpıtmaktan öteye geçmez. Herkes en sıradan bir izci kampında bile yemeklerin ortak bir şekilde yapılıp yendiğini, çadırların birlikte kurulduğunu vs. bilir o zaman yazarların mantık yürütmesine göre her izci kampını da komün diye adlandırmamız gerekmektedir.

Sorun tam da burada çıkmaktadır en ufak başarıya bile aç kalmış sosyalistlerimiz en ufak bir galibiyette bile hemen başarı sarhoşluğuna kapılmakta ve sosyal olguları mitolojik bir sosa bulayıp kitlelerin önüne sermektedirler. Gezi ayaklanmasının politik düzlemdeki tarihsel ve sınıfsal bir analizini yapacakları yerde bu ayaklanmanın mitolojik bir okumasını yapmaktadırlar. Okuduğumuz çoğu yazıda Gezi ayaklanmasını değil Gezi mitolojisini gördük ve görüyoruz.

Bir sosyalist, toplumsal bir olguya sınıfsal durumun incelemesinden yola çıkarak bir değerlendirmede bulunur. Hatırlanacağı üzere Lenin Nisan Tezleri Ve Ekim Devrimi kitabında 1917 Ekim devrimine giden süreçte o dönemin sınıfsal bir analizini yapmıştır. Sosyalistlerin başarıya ulaşması için kendi döneminin sınıfsal bir değerlendirmesini yapmaları gerekmektedir. Fakat sınıfsal bir değerlendirme yapma iddiasında olan sosyalistler bile Gezi ayaklanmasının ve ondan sonra oluşan politik atmosferin sınıfsal bir değerlendirilmesini doğru bir şekilde yapamamıştır.

Gezi ayaklanmasının küçük burjuvazinin ideolojik hegemonyasında olduğu tespitini yapanların sayısı bir elin parmağını geçmez. Biz her ne kadar bunun böyle olmadığına dair kendimizi kandırmaya çalışdıysak da gerçekler bize kendini dayatmaktadır. Ya gerçekleri görüp ona göre politika yapacaktık ya da yenilginin şarabını tadacaktık. Biz ikincisini seçtik.

Sosyalistlerin politika üretememenin politikasını yaptıkları özellikle Gezi ayaklanmasından sonraki süreçte daha net bir şekilde görüldü Gezi ayaklanmasının kendiliğindenci bir özellik taşıyan niteliği ve politik öznelerin hegemonyasının altına girmemesi ancak bu öznelerin politik yetersizliği ile açıklanabilir. Lenin’in Ne Yapmalı kitabını yazdığından beri her sosyalist kendiliğinden hareketleri kendi partilerinin hegemonya alanı altına sokmak ister ve buna uğraşır. Sosyalistler bunu denemelerine rağmen başaramamışlardır. Deve kuşu gibi başlarını toprak altına gömüp bu durumun bir özeleştirisini vermekten bile korkmuşlarıdır. Her dergide,kitapta,blogda,internet sitesinde “Gezi Zaferi, Gezi Komünü” gibi söylemler gırla dolaşırken Gezi ayaklanmasının eksik ve başarısız olan yanları görmezden gelinmiştir. Bir sosyalist nasıl gerçeklere küser? Nasıl gerçeklere sırt çevirebilir? Gerçeklere sırt çeviren bir sosyalist olabilir mi? İşte sorun tam da buydu sosyalistler Gezi ayaklanmasından sonra gerçeklere karşı sırt çevirmeyi daha çok arttırmışlardı. Toplumdan izole olmaları Gezi ayaklanması ile ayyuka çıktı. Bir noktada sosyalistler gerçekten kelimenin tam manasıyla marjinal olmuşlardı(öncü olmaları gerekecekleri yerde)

Gezi ayaklanmasını yanlış okumanın sonuçları

Yaşadıkları toplumdan yabancılaşmış olan sosyalistlerimiz Gezi ayaklanmasını yanlış okudukları için bundan sonra ortaya çıkacak durumu doğru okumalarını beklemek herhalde polyanacılık olurdu. Gezi ayaklanması gibi bir kırılmayı değerlendiremeyen sosyalistlerimiz maalesef Gezi’nin altında kalmışlardır. Yolsuzluk operasyonları ve Soma Katliamı gibi kendi coğrafyalarında olan süreçleri bile doğru okuyamamış ve değerlendirememişlerdir. Halkın büyük bir kesimi yolsuzluk operasyonuna “komplo” ve Soma Katliamına “kader” demiştir. Sosyalistlerin bu süre zarfında yaptığı onca refleks eylem her seferinde daha az bir katılımla gerçekleştirilmiştir. Halbuki beklenti bunun tam tersiydi. Yapılan eylemlerden tutun da kitlelerin ideolojik hegemonya altına alınmasına kadar her alanda burçları burjuvaziye teslim eden sosyalistlerimiz hala öz eleştirel bir değerlendirme yapmamaları düşündürücüdür. Geziden sonra Kadıköy’de eylemlere tencere tava çalarak destek veren “teyzeler”in Soma eylemlerinde eylemcileri polise ihbar etmelerine götüren olguda sosyalistlerin uyguladıkları yanlış politikalar yatmaktadır.

Kendi eliyle bir alanı kurutan örgütlerin öncü olması da o toplumun haklarının savunucusu da olması beklenemez. Örnek olarak hangi örgüt kelimenin tam manasıyla bir işçinin, Alevinin, ezilen bir cinsin, vs. hakkını savunuyor. Bir işçi gibi düşünmeyen ve yaşamayan biri nasıl işçilerin haklarını savunabilir ya da işçilerin güvenini kazanabilir? İşçilerden, Alevilerden, Gençlikten, küçük burjuvaziden diğerlerinden sosyalistler o kadar çok uzaklaşmış ki ne onları anlayabiliyor ne onlar gibi düşünebiliyor ne de onların sorunlarına çözüm bulabiliyor.

Ne demek istediğimi daha da somutlaştırırsam. Şu ana kadar sosyalistler işçiler ve diğer ezilen unsurlar için en fazla basın açıklaması, eylem, bildiri dağıtımı gibi aslında o kesimler için soyut faaliyette bulunmaktadırlar. Örnek olarak “Zorunlu din dersi kaldırılsın” demek bir sosyalistin Alevinin hakkını savunduğunu göstermez ve de onun güvenini kazanmasını sağlamaz. Bir sosyalistin Alevinin hakkını savunması için Alevi halkın bunu pratik olarak anlaması gerekmektedir. Bunun için sadece Aleviler için eylem yapmak yetmez hayatın her anında Alevilerin yanında olmak gerekir. Mesela onlarla birlikte yaşamak gerekir, onlarla oturup çay içmek gerekir, onların hayatlarında yaşadıkları sorunların dinlemek ve onların arkasında olmak gerekir, Bir saldırı anında onlarla birlikte faşist saldırıyı püskürmeye çalışmak gerekir vb. yani özetle bir öncü olmak için hizmet ettiğin katmanla yediğinin içtiğin ayrı gitmemesi gerekir onların hassasiyetlerini bilmek ve buna göre politikanın belirlenmesi gerekmektedir.

Yoksa sonuç Gezi ayaklanmasından maksimum kazanımla ayrılacağımız yerde minimum kazanımla ayrılmamıza neden olmakta, Kadıköy’de halkın olumsuz tepkisine neden olmakta ve diğer alanlarda politika yapmamıza engel olmaktadır. 600 kişinin öldüğü(resmi 301 kişi) Soma’da Türkiye’deki halkın bu kadar tepkisiz(aktif bir tepki yerine pasif bir tepki vermeleri) kalmalarına neden olan şey sosyalistlerin yanlış politika gütmeleridir. Kendi coğrafyamızı ütopik okumanın olumsuz sonuçlarını Kürdistan coğrafyasında yaşanan maden kazasında görmekteyiz. Kürt halkı haklı bir şekilde neden Soma için gösterilen tepkiler orada(Kürdistan’da) ölen madenciler için gösterilmedi dediğinde sosyalistlerden doyurucu bir cevap gelmemesine şaşırmamak lazım. Çünkü kendi politik alanında bile gerçekçi politika üretemeyen sosyalistler nasıl Kürdistan’da olan bir olay için kendi alanlarında yani Batı’da gündem yaratabilirler? Kendi halkından bile yabancılaşmış bir örgütler denizi(Türkiye sol hareketi) nasıl kendi halkını harekete geçirip bir toplumsal duyarlılığa neden olabilir?

Sonuç


Ütopyalar, yabancılaşmalar, hayaller aleminde olan sosyalistlerimiz maalesef Gezi dozerinin altıda kalmışlardır. Güncel politikanın bir numaralı ihtiyacı olan örgütlenme meselesini yanlış tahliller ve yanlış politikalar ile yerle bir etmişlerdir. Hatta sorun öyle bir hal almıştır ki örgütlerin çoğunda örgütsel krizler kronik hale gelmiş ve ayrışma ve tartışma süreçleri yaşanır olmaya başlamıştır. Sosyalistler bu krizden çıkmak için çok geç kalmışlardır(bütün Türkiye solu) fakat zararın neresinden dönülürse kardır. Bu yüzden bir an önce ütopyalar,yabancılaşmalar ve hayaller alemine bir son verilmesi gerekmektedir.

26 Ocak 2013 Cumartesi

EZLN’nin Rüyalar Alemindeki Sosyalizmi


Latin Amerika, günümüzde dünyadaki en hareketli devrimci mücadelenin yürütüldüğü alanların başında gelir. Bu kıtadaki hareketler genellikle Maoist olma özelliğini taşımaktadır. Bu hareket içinden Meksika’daki EZLN hareketinin yeri bir başkadır. Bu hareket sosyalist blokun yıkılmasından sonra 1994’te son biçimini almış olmasının yanında Sovyet tipi devrimcilikten uzak olmasıyla günümüzün silahlı devrimci mücadelesinde önemli bir yerde durmaktadır. EZLN  neo-liberalizme karşı mücadelesiyle tanınan bir örgüttür. Finans kapitalin egemenleri tarafından pompalanan küreselleşmenin olumlu olacağı olgusuna karşı, belki de modern zamanın neo-emperyalizmi olan bu sürece karşı, EZLN’nin aldığı tutum birçok kesimin, küreselleşme ve bunun ekonomik ağayı olan neo-liberalizm’in gerçekte ne olduğu konusunda ciddi bir aydınlanmasını sağlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken unsur, EZLN Sovyet tipi devrim stratejisini bırakıp yerine, yeni bir strateji ile başka bir sosyalizm kurmanın mümkün olduğunu iddia etmekle proletaryanın ve müttefiklerinin çıkarlarını sağlayabilme potansiyeline sahip olabilir mi? EZLN hareketinin başarısı bu sorunun cevabına bağlıdır. EZLN ne kadar sosyalisttir ne kadar neo-narodniktir?  Narodnizm ile dünyadaki ürünleri yaratan sınıfın lehinde bir sonuç alınması mümkün müdür? EZLN kendini narodniklikle ayırmadığı sürece neo-liberal hareketten kendini ayırabilir mi? İşte bütün bu sorular mücadelenin başarısını tayin edecek temel sorunlardır. EZLN’nin neden narodnik özelliklere sahip olduğunu incelemeye başlarsak. Narodnik hareket küçük burjuva devrimci özelliğe sahip Çarlık Rusya’sında faaliyet sürdürmüş bir oluşumdur. Amacı mülksüz köylülüğe toprak vererek herkesi toprak sahibi yapmak ve bu dağıtımla sosyalizmi kurmaktır. Narodnik hareketin sorunu burada yatmaktadır. Narodniklerin bu düşüncesi ile ancak kapitalizmin gelişmesini sağlamaya yarayan bir sonuç doğacı kesindir. Çünkü mülkiyet hakkını kaldırmadan herkesi toprak sahibi yapmak kapitalizmi geliştirecek bir unsurdur ve nihai olarak zaman içinde dağıtılan topraklar gene bazı insanların tekelinde toplanacaktır. Narodniklerin bu yaptıkları ancak tarihin çarklarını geri sarmaktan başka bir şey olmayacaktı. Bundan dolayı narodnikler Bolşevikler tarafından eleştirilmişlerdi. EZLN ile narodnizm arasında bağlantı kurmak gerekirse önce egemen sınıfa karşı sol söylemlerle bir eleştirinin olması gerekir bu da EZLN’de mevcuttur:

EZLN’deki Narodnizm

“ Güneydoğu milli sermayesinin üçte ikisi enerji sektörüne ayrıldı. Ama bu ülke sadece beş yıllık planlardan sıkıntı çekmiyor, o, bu tür yağma ve işletme deneyimlerini yüz yıllardır yaşıyor. Tıpkı bugünkü gibi, keresteler, meyveler, hayvanlar ve insanlar, çok eskiden de, metropollere akıyordu. Tüm muz cumhuriyetlerinde olduğu gibi, neo-liberalizm ve ‘liberal devrim’ söylemleriyle, Güneydoğu, ihtiyaç malzemelerini, el zanaatlarını beş yüz yıldan beri yaptığı gibi, ithal ediyor ve kapitalizmin temel ürününü ihraç ediyor: sefalet ve ölüm.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:46)

Mevcut sistem eleştirisi narodnizmin ilk aşamasını temsil ediyordu. ikinci ihtiyaç nesnemiz  köylü sloganıdır:

“Köylünün tarım için tek bir ağacı kesemediği topraklarda dinamitler patlıyor, ağaçlar birbiri ardına devriliyor. Her kesilmiş ağaç onlara en azından on maaşları kadar bir paraya ve hapis cezasına mal oluyor. Yoksul ağaç kesemez; her seferinde biraz daha yabancı olan ellerin arasındaki petrolcü hayvan ise, evet. Köylün yaşamak için kesiyor; hayvan yağmalamak için kesiyor.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:43)

Bir sonraki aşamada bir sosyalizm iddiası gelmesi gerekmektedir :

“Sosyalizm öldü. Yaşasın sermaye. Radyo, basın televizyon hep bunu söylüyor, akla geri dönmüş ve pişman olmuş bazı eski sosyalistler bunu tekrarlıyor. Ama herkes umutsuzluğun ve konformizmin sesini dinlemiyor. Herkes kendini cesaretsizliğin kızağında kaymaya bırakmıyor. Çoğunluk, milyonlar, iktidarın sesini dinlememeye devam ediyor, ve duyamıyorlar, onlar, kulaklarının içine ölümün ve sefaletin çığlıklarını atan kan ve gözyaşlarıyla sağırlaşmışlar. Ama bir dinlenme anında, çünkü bu hala mümkün, başka bir sesi dinliyorlar, yukarıya ait olmayan, aşağılardan esen, dağlardaki yerlinin yüreğinde doğan bir rüzgarla taşınan ve onlara adaletten, özgürlükten bahseden, onlara sosyalizmden bahseden, umuttan, dünyadaki yegane umuttan bahseden sesi.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:56)

EZLN ilginç bir şekilde günümüzde sosyalizmin ölmediğini dile getirmektedir. Fakat aşağıda da göreceğimiz gibi EZLN her ne kadar sosyalizm ölmediğini savunsa da kendisinin izlediği taktiğin bizzat sosyalizmi mezara koymanın bir başka biçimi olduğunu, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde unutuyor.

EZLN’nin Doğasında Olan İşbirlikçilik 1

“Silahlı mücadele biçimimiz haklıdır ve doğrudur. Eğer tüfekleri almamış olsaydık, yönetim, hiçbir zaman, topraklarımızdaki yerlilerle ilgilenmeyecekti ve biz hala sefalet ve terkediliş içinde olacaktık. Şimdi ise, yönetim yerlilerin ve köylülerin sorunlarına çok kafa yoruyor, ve böyle olması iyidir. Ama Meksika’nın Chiapas yoksullarının sesini dinlemesi için Zapatist tüfeklerin konuşması gerekmektedir” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:102)

Çok önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor EZLN yukarıdaki alıntıda silah kullanmayı meşrulaştırmada hükümetin dikkatini çekme konsepti ile bağdaştırıyor. Gerçek bir sosyalist örgütün silah kullanmayı meşrulaştırması ise hükümetin dikkatini çekmek için değil bizzat hükümetin burjuvazinin uşağı olduğunu açıklayıp bunun yerine sömürüsüz bir toplum kurma yolunda iktidar talep etmek ve bu iktidarı almak için tek yol olan silahlı mücadeleye girişmek. Şeklinde bir yol haritasıyla silahlı mücadelenin meşrulaştırılması olmalıydı. EZLN’nin yaptığı egemen sömürücü gücü kabul etmekten başka bir anlam taşımıyor.

“ Meksika tarihinde, halkın çıkarlarıyla ve iradesiyle ilgisi olmayan diktatörlere karşı bir halk devriminin zaten olduğunu hiç kimsenin unutmaması gerekmektedir. Ve bu devrimin ardından, Meksikalılar 39. Maddesi ‘halk, her zaman, yönetim biçimini feshetmek ya da değiştirmek hakkına mutlak olarak sahiptir’ olan bir anayasayı onaylamıştır. İşte bu yüzden, Federal Birlik güçlerini, hizmet etmek zorunda oldukları halkın bu talebine karşılık vererek, sorumlu bir biçimde, politik görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Anayasayı uygulamadıkları ve 39. Maddeye uymadıkları sürece, silahları konuşturmaktan başka çözüm yolumuz olmayacaktır.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:98)

EZLN egemen güç olarak hükümeti tanımakla kalmıyor burjuva anayasını kendine referans alıyor ve bu yasadan hareketle direnmeyi meşru kılıyor. EZLN dikkat etmesi gereken hususu gözden kaçırmıştır. Burjuvazinin yönetimindeki devletler eğer o ülkenin geleneğinde bir direniş geleneği varsa, burjuvazi kendisini egemen kılmak için bazı sembolik önemdeki ve halkın yüreğini okşamak için bazı sempatik önermeleri anayasaya yazar. Bu sembolik önemdeki kanunları hep ‘ama’lar takip eder. Örnek olarak Türkiye’de toplantı ve gösteri hürriyeti vardır ama yasaya bir ‘ama’ ekleyerek o hakkı engellerler. Yunanistan’daki direniş yasası benzer bir sembolik haktır. Meksika’daki bu madde de semboliktir. Bu davranışla EZLN işin sınıfsal özelliği kaybettirmekte ve burjuva devletinin bütün yasalarının ancak burjuvazinin lehine çıkacağı ilkesini ayaklar altına almaktır. EZLN’nin bu hareketi, düzen içinde kalmanın bir başka şekilde söylenmesidir.

EZLN’nin Doğasında Olan İşbirlikçilik 2

“Federal hükümet ise EZLN’yi herhangi bir biçimde tanımayı bile reddediyor. O halde, biz de, EZLN’mizin ‘savaşan güç’ olarak tanınmasını sağlamak ve bu biçimde, tüm uluslar arası anlaşmalar çerçevesinde oturtmak için, şu andan itibaran, uluslar arası mahkemelere başvuracağımızı ilan ediyoruz… Dışlama ve nefret bize yöneldiğinde, zaten iktidarın ağzındaydı. Güvensizlik bir konum, biz bunu yaşıyoruz ve beşyüzyıldır ölüyoruz. Değişen nedir? Bizim ikilemimiz ‘demokratik’ bir seçim ya da şiddet arasında değildir. Gerçek seçim, bizim için, onurlu bir barış ya da onurlu bir savaş içindir.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:123-124)

EZLN sırf Meksika hükümetiyle işbirlikçilik içine girmiyor ayrıca çok eleştirdiği neo-liberal politkaların hakkını savunmakla yükümlü mahkemelere başvurarak hak talebinde bulunuyor O zaman EZLN’ye sormak lazım bu nasıl neo-liberalizm karşıtlığı? Tıpkı Narodniklerin İngilizlerle işbirliği altında Bolşeviklere karşı iç savaşta savaşması ve işbirliğine girmesi gibi EZLN’de işbirliğini başka bir bağlamda küresel güçlerle oluşturuyor.

EZLN’nin Devrim Karşıtlığı

“Meksika’daki devrimci dönüşümün, kelime anlamıyla bir eylemin meyvesi olmayacağını düşünüyoruz. Yani, gerçek anlamıyla, bir askeri ya da sivil bir devrim olmayacak. Aslolarak, birçok sosyal cephe üzerinde, çeşitli yöntemlerle, değişik sosyal formlar altında ve çeşitli derecede katılımlarla ve sorumluluklarla gerçekleşen bir mücadelenin sonuçlandırdığı bir devrim olacak. Bu sonuç, belli bir sosyal öneri taşıyan bir partiye, bir örgüte ya da örgütler topluluğuna ait olmayacak, ama çeşitli politik öneriler içinde sağlanan demokratik çözüm alanına ait olacak. Bu demokratik çözüm alanı, şimdiden tarihsel olarak ayrılamayan üç temel kaide ile hudutlanacak: ağırlıkta olan sosyal talebi belirlemek için demokrasi, şu ya da bu öneriyi seçmek için özgürlük, ve tüm önerilerin kendilerini koruyabilmeleri için adalet.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:109)

EZLN bu tutumuyla açıkça proletarya diktatörlüğüne karşı tutum takınmış oluyor. Bir Marxist örgütün hiç kullanmayacağı saf demokrasi,adalet,özgürlük laflarını kullanıyor. O zaman EZLN’ye sormak lazım sosyal talep olarak burjuvazinin lehine olan bir şey toplum tarafından benimsenirse ne yapacaksınız? Kabul mü edeceksiniz? EZLN devrimi dışlayarak demokratik çözümü ön plana koyarak burjuvazinin tahakkümünü kabul etmekte ve bir sosyal demokrat partiden farksız hareket etmektedir.

EZLN’nin mücadelesinin Sınıf Savaşımından Ücret savaşımına dönüşümü

“ADALET! ÖZGÜRLÜK! DEMOKRASİ! İşte üç zincirin üç anahtarı. Onurlu ve iyi ücretli bir iş hakkı için adalet. Egemenden ve onun sözcülerinden bağımsız olarak örgütlenebilme hakkı için özgürlük. İktidar bize itaat etsin diye talepte bulunma hakkı için demokrasi. İşte, bu toprakların en küçükleri olan bizlerin istediği şeyler. İşte istediklerimiz: üç hak, üç savaş, üç güneş. Tek bir gelecek: yeni bir Meksika’nınki.” (Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komutan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:255)

EZLN’nin bu burjuva demokratik talepleri için yürüttüğü savaşım yüzünden neden neo-liberal mahkemelere başvurduğunu anlamak şimdi daha kolay. Bir zamanlar narodnikler nasıl sözde sosyalist ise EZLN’de bugün odur. EZLN sosyalizmi bu talepleriyle anca rüyasında görür.

EZLN’nin Rüyalar Alemindeki Sosyalizmi

“Rüyalarımızda, başka bir dünya görmüştük. Gerçek bir dünya, halen yaşadığımızdan radikal olarak daha adaletli bir dünya. Bu dünyanın silaha ihtiyacı olmadığını, orada barışın, adaletin ve özgürlüğün hakim olduğunu,hem de öyle bir doğallıkla ki, onlardan uzak bir şey gibi değil, ekmek, kuşlar, hava ve su dermiş gibi, ses ve kitap dermiş gibi bahsedildiğini düşledik. Ve bu dünyada sağduyu ve çoğunluğun iradesi hakimdi, ve yönetenler düşünen kişilerdi, itaat ederek yönetiliyorlardı; bu hakiki dünya geçmişe ait bir rüya değildi, bize atalarımızdan gelmiyordu. Geleceğin dünyasıydı, atacağımız bir sonraki adımdı. İşte böyle yürümeye koyulduk, evimizi aydınlatması için, tarlalarımızı büyütsün, çocuklarımızın kalbini yıkasın, terimizi silsin, tarihimizi temizlesin ve herkes için olsun diye bu rüyayı masamıza taşımak için yola koyulduk. İstediğimiz budur. Ne daha az, ne daha çok.”(Ya Basta! Artık Yeter!, İsyancı Komuntan Yardımcısı Marcos,Belge yayınları,sayfa:196-197)

EZLN romantik duygularla hareket ediyor ama gerçek şu ki EZLN istediği kadar yola koyulsun bu taleplerle halkının boğazlanmasından başka bir sonuç elde edemeyecek. Ve anca rüyasında böyle bir dünyada yaşayabilecek. Ne daha az, ne daha çok. Sonuç olarak bütün Marxist örgütler Narodnik rüyalarından uyanıp gerçek kurtuluşa nasıl gidilir diye kafa yorsalar dünyadaki devrimci proletarya için daha hayırlı olacaktır. Saçma sapan talepler için onla bunla işbirliği yaparak, onun bunun egemenliğini kabul edip, onun bunun kanunu kendine referans almak yerine.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

SOSYALİST İNSAN KAPİTALİST HAYATTA BAŞARILI OLAMAYACAĞI İÇİN Mİ SOSYALİST OLUR?

SOSYALİST İNSAN KAPİTALİST HAYATTA BAŞARILI OLAMAYACAĞI İÇİN Mİ SOSYALİST OLUR? Kapitalizm, tarihinden bugüne hep aynı yaygarayı yapmıştır.İnsanlar çalışırsa başarılı olur çalışan adamı sistem ödüllendirir.Bu sistemin kurallarından biridir diye yırtar kendini.Gerçeği gizlemek pahasına olsa bile.Realiteye baktığımızda çalışan insan, çalmadıkça çırpmadıkça hep daha çok batmış, çalan, çırpan, ikiyüzlü davranan kuyu kazan ise hep zengin olmuştur. Hatta insanları o kadar soymuşlardır ki “”çok kutsal özel mülkiyet hakkı” toplumun 10’da 9’u için hayal olmuştur.İnsanları mülksüzleştirmenin en iyi örneğini bu sistem göstermiştir. Mülksüzleştirilen kesimler haklı olarak isyan ettiğinde kapitalizmin paçaları tutuşmuş ve dezenformasyon çalışmalarına hız vermiştir örnek olarak “ kapitalizme isyan edenler,çalışmalarını kapitalizme uyduramadıkları için başarısız olmuşlar bu onların potansiyelsizliklerinden gelmekte ve bu yüzden bu insanlar kolay yolu seçip isyan etmektedir. Halbuki bu sistemde çalışan herkez başarıya ulaşabilir!”.Böylece kapitalizm manevra yaparak şuçu kendinden yabancılaştırarak işlediği bütün günahlarından kendini arındırmaya kalkmıştır. Burjuva ideologları bu tezleriyle bile bile yalan söylemektedirler.Bir insan potansiyelsiz olsa, gerçek anlamda başarısız biri olsa o kişi güçlünün arkasına yapışır, kaypak olur,fırıldak olur, bütün değerleri satılık bir insan olur.güçlü bir grup,güçsüz bir kişi veya grubu eziyorsa başarısız insan neden ezildiğini sorgulamadan kim güçlüyse o grubun arkasına takılır,ezlien gruba karşı barbarlığın en üst aşamasını gösterir.O grubu ezmek ve ezenlerin gözüne girmek için elinden ne geliyorsa yapar.Bunu yapmasının nedeni toplumsal statü elde etmek içindir.Bu tip insanlar hem linç olaylarında, hemde patrona yaranmak isteyen şeflerde ya da müdürlerde ve diğer benzer örneklerde görülebilir. Kapitalizmin istediği budur çünkü kapitalizmde gerçek başarı aslında başarısızlıktır.Kapitalizm insanların başarısızlıklarından güç alır ve herkesi başarısız yapmak için bütün silahlarıyla uğraşır.Bir sosyalist ise bunun tam tersidir.Mevcut olduğu durumda ezen burjuvaziden ve tarihsel olarak ezen bütün sömürücü sınıfların karşısındadır.Sosyalist günümüzde ve geçmişte ezilen sınıfların yanında olmuş kapitalizm koşullarında proletaryanın çıkmasıyla en fazla sosyalist bu kesimden çıkıp dayanılan temel sınıf proletarya olmuştur.Çünkü günümüzde en zor şartlarda yaşayan,en çok ezilen,sisteme başkaldırma potansiyeli en fazla olan sınıf odur. Müttefikleri öbür ezilen sınıflardır.Burjuvazi tarafından kandırılma ihtimaline rağmen, kendi çıkarlarının bireysel değil sınıfsal mücadelede olduğunu en başta kavrama yeteneğine sahip sınıf odur.Kavrama yeteneğinden dolayı düşünme yeteneği gelişmiştir. Sosyalistin kafasında her zaman şu düşünce vardır “ben burjuvazinin kuyruğuna takılmadan ona uşaklık etmek yerine kendi kurtuluşumu nasıl sağlarım, bu düzeni nasıl yıkarım?” diye düşünür.Bundan dolayı ona göre ürünler verir ona göre hareket eder.Teorisini,sanat anlayışını,edebiyatını, mücadale biçimini ve diğer gerekli unsurları proletaryanın sınıf çıkarının yararına kullanır.Orta yolculuk yapmaz proletarya diktatörlüğü için çaba harcar.Yaşadığı sistemin adının cumhuriyet ya da kraliyet olması onun için önemli değildir. Hepsi son noktada burjuva diktatörlüğünün birer parçasıdır. Bu yüzden saf demokrasi saf özgürlük anlayışlarının onun boğazlanması için demokrasi ve özgürlük olduğunu bilir.Kapitalizmin adaletli gelir dağılımı safsatasının burjuva diktatörlüğün yıkmına karşı işçiye verilen bir rüşvet olduğunun farkındadır. Bu yüzden burjuvazi ile uzlaşmazdır sekterdir.Burjuva düşüncesinde biri ise kendini kurtarmak için burjuvaziye yalakalık yapar. Bütün ürünlerini köşeyi dönmek için yapar.(zengin biri için keyiften sanat icra ettiği zamanlar istisnadır ama özü aynıdır burjuvazinin yararınadır. onun devamı için çaba sarf eder) yeri gelir kibar ve nazik olurlar,yeri gelir altındaki elamanı ezerler,yeri gelir o pis sanatlarını icra ederler,yeri gelir aydın olurlar, yeri gelir başkasını linç ederler.Linç konusunda parası olup olmaması önemli değildir bazen sistemin yoz sanatçıları bile “vatanperver” görünmek, burjuvazi ve toplumun gerici unsurları tarafından benimsenmek ve daha çok para kazanmak için linçe başvururlar. Bütün kibarlıkları gider içlerindeki gerçeklik yani hayvanlık ortaya salınıverir tıpkı Ahmet Kaya’ya ödül gecesinde saldıran o “kibarcıklar” gibi. En ilginci ise zaman değiştiğinde onlar kaypaklıklarını göstererek bir anda günah çıkarırlar ve özür dilerler.Sanatçı bu anda sazan avlayan bir balıkçıyla aynı yerdedir toplumdaki sazanları avlayıp geliri için hammadde temin eder.Çünkü herşey para içindir. paranın efendisi burjuvazi olduğu için bu tip insanlar için “herşey burjuvazi içindir”.Bu insanlar sığdır, boştur yaratıcı değildir.Burjuvaziye yaranıp insanların sömürülmesine karşı çıkmayıp bu sömürü düzeninin devamı için kendi sığlıklarında derinlik arayan insanlardır,devekuşlarıdırlar, manipulatördürler.Sosyalist ise zor olanı seçmiştir kapitalizme yaranmak yerine onun adaletsizliğini sorgular teorilerini,sanatını, mücadele biçimini asalaklara yaranmak için değil, asalaklığı yok etmek için çabalar.Teorisi ve sanatı onun zırhıdır onu burjuvaziden korur, bütün burjuva dezenformasyon ve propagandasına rağmen direnir.Kolay yolu değil onurlu ve zor yolu seçmiştir çok hırslıdır kolay olmayan yolu başarmaya çalışır.Hiç potansiyeli olamayan insan bu kadar zor yolu seçer mi? Ne kadar büyük bir başarma istediğidir bu böyle hangi burjuva şakşakçısı bu kadar büyük bir risk alır? Artık gün gibi açıktır hiçbir potansiyelsiz adam bu işe girişemez. Başarısız ve potansiyelsiz adam burjuva ideolojisine sahip biri olarak hayatına devam eder. Başarılı adam ve başarma potansiyeli olan adam ise sosyalist olur.Hareketlerin başarılı olduğu durumlarda güce tapan insanları yanına çeker ama bu güce tapıcılara asla sosyalist denemez.Teorisi ona bazen tarihin çarklarının geri sarılabileceğini söyler

“Daha kaba bir halk tarafından her fetih,açıkça ekonomik gelişmeyi sarsar ve birçok üretici gücü ortadan kaldırır.Ama sürekli fetih olaylarının büyük bir çoğunluğunda, daha kaba fatih,fetihten çıktığı biçimiyle, daha yüksek “ekonomik durum”a uymaya zorlanır.” (Engels,Anti Dühring,sayfa:272,sol yayınları).

Günümüzde kapitalizm sosyalizmi fethetmiştir fakat kapitalizme göre daha yüksek bir biçim olan, sosyalizm, kapitalizmi kendisine uymaya zorlayacak ve çıkan çatışmada kapitalizmi yok edecektir.Bir sosyalistin gücü teorisine inancından gelir.Bir sosyalist asla zaferden şüphe etmez kendi yaşadığı zamanda sosyalizmin kurulacağını göremese bile çocuklarının sosyalizmi görme ve bu sistemde rahat yaşama imkanından dolayı sosyalizme katkı sağlayacak her alanda çalışır ve katkı sağlar. Sonuç olarak sosyalist kapitaliste göre daha ileri görüşlü,daha fedakar ve daha başarılıdır.Başarısı mücadeleye duyduğu inançla doğru orantılıdır.her sabah şöyle uyanır “Bugün devrime 1 gün daha yaklaştık.”