dünya devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2013 Pazartesi

Ekim Devrimi Yolumuzu Aydınlatırken Rosa Luxemburg Midemizi Bulandırıyor!


Sosyalist devrimini Lenin değil de Rosa Luxemburg ve tayfaları yapsaydı o devrim nasıl bir devrim olurdu diye kendime soramadan edemiyorum. Bir insan ancak Ekim devriminin başarısız olmasını başından beri istiyorsa Rosa Luxemburg gibi bir tutum takınır. Rosa gerek teorik öngörüsüzlüğüyle gerek Rus devrimi kitabındaki bazı yerlerde ki yarı-anarşist sapmasıyla sözde Ekim Devriminin neden başarılı olamayacağını kanıtlamaya çalışmaktadır. Rosa Luxemburg devrimin ilk yıllarında yazdığı bu yazıyla(zaten ömrü ilerleyen aşamaları görmesine mani olacaktır.) dereleri görmeden paçaları sıvar bir edayla “Ekim devrimi başarılı olamaz çünkü geri bir ülkede oldu zaten ondan da fazlasını beklemek yanlış olur” gibi bir tutum takınarak okuyucuya Ekim devrimin boğazlanmasından mutluluk duyacağı hissi uyandırmaktadır.

Rosa Luxemburg’un eleştirilerinde Ekim Devriminin eksik yanlarına dair tek bir eleştiri noktası yoktur aksine Ekim devriminin doğru yaptığı işleri yanlışmış gibi gösterip Sovyetler Birliğini tuzağa sürükleyecek politik manevralar vardır. Bu yüzden gerek Rosa gerek Troçki gibi eleştirmenlerin eleştirisi Marxism dışıdır. Bu eleştirmenlerin eleştirileri liberal bir nitelik taşımaktadır. Lenin ve Sovyetler Birliği bu eleştirileri dinleseydi özellikle Troçki’den daha liberal eleştiri yapma özelliğine sahip Rosa Luxemburg’u dinleseydi Ekim Devrimi emek sömürüsünü dünya üzerinden süpürüp atmanın ilk adımı olmak yerine burjuvazinin egemenliğinin geriye dönüşü olmayacak bir şekilde pekişmesinin ilk adımı olacaktı. Rosa Luxemburg’un ellerini ovuşturan bir kapitalist edasıyla Ekim devrimine ve Sovyetler Birliğine şöyle saldırmaktadır:

Rosa Luxemburg ve Köylülük Sorunu

“Komiteler olsun veya olmasın, Rus köyünde gücü elinde bulunduran köy burjuvazisini oluşturanlar, zengin köylüler ve tefecilerdir. Toprak reformundan en çok yararlananlar da bunlar oldular. Bunu anlamak için orada olmaya da gerek yok. Toprağın dağıtılması esnasında köylüler arasındaki toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin ortadan kaldırılmadığını, tersine arttığını ve sınıf karşıtlığının daha da şiddetlendiğini herkes fark edebilir.”( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:33)

Rosa Luxemburg burada hata yapmaktadır. En çok yararlanan unsur büyük toprak sahipleri değil “bütün olarak köylülüktür” ayrıca egemen grup küçük burjuvazidir. Aynı zamanda sınıf karşıtlığının şiddetlenmesinden daha doğal bir şey yoktur çünkü proletarya iktidarı ele geçirince sınıf savaşımı bitmez aksine daha çok artar. Rosa Luxemburg’un bu temel Marxist kuralı bilmeme ihtimali olamaz. Cevap açık Rosa kötü niyetlidir. Lenin bu olayı şöyle açıklamıştır.

Bu köylü ülkesinde, proletarya diktatörlüğünden ilk kazançlı çıkan, en fazla kazançlı çıkan, ve hemen kazançlı çıkan bir bütün olarak köylülük olmuştur.” (Lenin,Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü, Proletarya Diktatörlüğü Döneminde Ekonomi-Politika )

“ Proletarya diktatörlüğü sınıflar savaşımının sonu değildir; onun yeni biçimler altında sürmesidir. Proletarya diktatörlüğü, yenilmiş, ama direnmeyi bırakmak şöyle dursun, direncini daha da yoğunlaştırmış, yok olmamış, ortadan kalkmamış burjuvaziye karşı siyasal iktidarı eline geçirmiş bulunan proletaryanın sınıf savaşımıdır.” (Lenin,Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü,Halkı Özgürlük ve Eşitlik Sloganları ile Nasıl Aldatıyorlar Konuşmasının Baskısına Önsöz)

 “Açıktır ki, bir küçük-köylü ülkesinde egemen unsur küçük-burjuva unsurdur. Ve bu böyle olmak zorundadır, çünkü büyük çoğunluk, toprağı işleyenlerin büyük çoğunluğu, küçük meta üreticileridir…Bugün Rusya'da küçük-burjuva kapitalizmi egemendir; ve buradan, hem büyük-çapta devlet kapitalizmine ve hem de sosyalizme giden ve "üretimin ve dağıtımın, ulusal muhasebesi ve denetimi" adını alan tek ve aynı ara duraktan geçen tek ve aynı yol vardır. Bunu anlayamayanlar iktisat biliminde bağışlanmaz bir hata işlemektedirler. Ya yaşantının gerçeklerini bilmiyor, neyin gerçekten varolduğunu görmüyor ve gerçeğin çıplak yüzüne bakamıyorlar, ya da kendilerini "kapitalizm"le "sosyalizm"in soyut bir biçimde  karşılaştırılmasıyla sınırlıyor ve ülkemizde yer almakta olan geçiş döneminin somut biçim ve aşamalarım incelemiyorlar.” (Lenin,Seçme Eserler cilt:9,Ayni Vergi Üzerine,Yeni Politikanın Önemi ve Koşulları) 

Rosa Luxemburg’un buradaki çuvallaması açıktır bir de kitapta illa Rusya’ya gitmeye gerek yok gün gibi açık demektedir. Keşke bir Sovyetler Birliğine gitseydin Rosa’da böyle hatalar yapmasaydın! Diğer bir hataya gelirsek:

“Ancak şimdi Rus köylüsü toprağı kendi bilek gücüyle elde etti, Rusya’yı toprağı borçlu olduğu devrimi savunmayı bile düşünmüyor. Sahip olduklarına kendisini inatla gömdü ve devrimi düşmanlara, devleti çürümeye, kentli nüfusu açlığa terk etti”( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:33)

Rosa Luxemburg küçük burjuvazinin nasıl hareket edeceğini bilmiyor. Marxism zaten köylülüğün  proletarya ile burjuvazi arasında yalpalayacağını ve proletarya başarılı olmak istiyorsa onu kendi safına çekmesi gerekliliğini belirtir. Rosa ne bekliyordun? Köylülük kendi sınıf bilincine uygun hareket ediyor marifet onu proletaryanın yanına çekebilmek! Lenin hiçbir zaman Rosa gibi ümidsizliğe düşmemişti aksine köylülüğün bu özelliğinden faydalanmıştı. Rosa’ya sormak lazım köylülük bizden yana sırtını döndüğünde meydanı burjuvaziye mi bıraksaydık? Bu Rosa Luxemburg’un kötü bir politikacı olduğunu gösteriyor ayrıca devrimin neden Almanya’da olmadığına iyi bir örnek. Almanya’nın en iyi politikacısı Rosa olduğuna göre Almanya’da sosyalist devrimin neden olmadığına ve Faşizmin çıktığına bu örnekten sonra şaşırmıyorum. Yetenekli biri  köylülüğün bu durumda şöyle davranır:

“Yurtseverlik şimdi onu bize doğru itmektedir; işte olan budur, tarih onu bu şekilde hareket etmeye zorladı. Ve biz hepimiz bu tarihi deneyi yığınlar ölçüsünde dikkate almalıyız.(İşçi ve Köylü İttifakı,Sayfa:71)”
Lenin köylülüğün yurtsever duyguları yüzünden 6 Aralık 1918’de böyle demişti. Mevcut koşullardan faydalanıp buradan proletaryanın muzaffer olmasını planlıyordu. Rosa gibi “Ben demiştim Rusya’dan bir cacık olmaz” demek yerine başka bir tutum takınmıştı. Eğer Rosa haklı olsaydı Sovyetler Birliğinin 1920’lerde çökmesi gerekiyordu fakat Sovyetler Stalin döneminde sancılı bir şekilde de olsa tarım ve kollektif sorununu çözmüşlerdi. Sovyetler birliğini köylülük değil Brejnev döneminde iktidarı ele geçiren ve bir daha bırakmayan Sovyet tipi ağır sanayi burjuvazisi yıktı. Bunun öncülünü ise hafif sanayi burjuvazisinin temsilcisi olan Kruşçev attı.

Rosa Luxemburg ve Ulusların Kaderlerini Tayin Etmesi Sorunu

“Lenin ve arkadaşlarının bu slogana ne kadar büyük bir inatla ve katı bir kararlılıkla sarıldıklarını görmek çarpıcıdır. Bu slogan, başka siyasi başlıklarda sergiledikleri sözünü sakınmaz merkeziyetçilikleriyle ve öteki demokratik ilkeler karşısındaki tutumlarıyla büyük bir çelişki içindedir.”( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:35)

Rosa Luxemburg ne köylülükten anlıyor ne de Ulusların bağımsız bir devlet kurması ya da özerk olmasının merkeziyetçilik ilkesiyle çelişmeyeceğinden haberdar. Aksine Ulusların kendi kaderlerini tayin etmesi merkeziyetçiliğin olmazsa olmaz bir koşuludur. Bir düşünün Osmanlı İmparatorluğu mu daha merkeziyetçi bir devletti yoksa Türkiye Cumhuriyeti mi? Tarih bilen herkes Türkiye’nin Osmanlı’ya oranla daha merkeziyetçi olduğunu bilir. Geniş sınırların olunca daha merkezi olmuyorsun. Rosa bunu gözden kaçırıyor.

“Ekonomi ya da yaşayış tarzı alanında az da olsa özellikleri olan, özel bir ulusal bileşimi bulunan vb. her bölge için böyle bir özerklik tanımayan gerçekten modern bir devlet düşünülemeyeceği besbellidir. Kapitalizmin gelişmesi için gerekli merkeziyetçilik ilkesi böyle bir (yerel ya da bölgesel) özerklikle çelişmez; tersine, ancak bunun sayesinde bürokratik olmayan, demokratik bir biçimde işleyebilir. Aynı zamanda, sermayenin yoğunlaşmasını, üretici güçlerin gelişmesini burjuvazinin ve proletaryanın bütün devlet ölçüsünde gruplaşmasını kolaylaştıran böyle bir özerklik olmadan kapitalizmin geniş ölçüde, özgür ve hızlı gelişmesi olanaksız olurdu ya da hiç değilse son derece zorlaşırdı…Kesinlikle söylenebilir ki, kapitalizmin bugünkü gereksinmeleri arasında, nüfusun ulusal bileşiminin mümkün olduğu kadar türdeş hale getirilmesi gereği de bulunacaktır, çünkü iç pazarın tam olarak ele geçirilmesi için ve iktisadi ilişkilerin tam serbestliği için ulusal nitelik, dil birliği, önemli bir etkendir.”(Ulusların Kaderlerini Tayin Etme Hakkı, Merkezileşme ve Özerklik)

Rosa Luxemburg burada da durmuyor Lenin’i küçük burjuva olmakla suçluyor:

“Burada çok açık olan çelişki, biraz daha etraflı düşünüldüğünde daha anlaşılmaz hale geliyor. Çünkü göreceğimiz gibi her ülkede siyasal hayatın demokratik biçimi sosyalist politikanın en değerli ve vazgeçilmez temel niteliğiyken, “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” derin bir çukur, küçük burjuva ifade tarzı ve bir martavaldır. (Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:36)”

“Lenin ve yoldaşları, “ayrılma hakkını” tanıyacak kadar  ulusal özgürlük savunucusu olduklarından Finlandiya, Ukrayna, Polonya, Litvanya, Baltık ülkeleri, Kafkasya ve diğerlerinin, Rus Devrimi’nin samimi müttefikleri haline geleceklerini bekliyorlardı; ancak aksinin yaşandığına tanık olduk. Bu “uluslar” kendilerine tanınan özgürlüğü birbiri ardına, Rus Devrimi’nin ezeli düşmanı olan Alman emperyalizmi ile ittifak kurmak ve Almanya’nın himayesinde karşı-devrim bayrağını Rusya’ya taşımak için kullandılar.( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:37)”

Rosa yukarıda da görüldüğü gibi Lenin’in Ulusların kaderlerini tayin etmesinin burjuvaziye yaradığından bahsetmektedir. Rosa Ulusal soruna sığ bakarken Lenin analitik bakıyor:

İşçi sorunuyla karşılaştırıldığında, ulusal sorunun tali önemi Marx için kuşkusuzdu. Fakat teorisi, ulusal hareketleri görmezlikten gelmekten fersah fersah uzaktır.” (Ulusların Kaderlerini Tayin Etme Hakkı,Ütopist Karl Marx ve Pratik Rosa Luxemburg)

Görüldüğü gibi Lenin ulusal sorunun işçi sorunlarına karşı ikincil önemde olduğunu belirtmesinin yanında ulusal soruna göz yumamayız demektedir.Ulusların kaderlerini tayin etmesi kitabında ulusların ayrılmasının tıpkı komünizme geçmek için proletarya diktatörlüğü nasıl gerekliyse proletarya dikatörlüğüne geçmek için ulusların kendi kaderlerini tayin etmesi gerek diye belirtmiştir. Yani ulusların kaderlerini tayin hakkını sosyalizme geçişin bir aşaması olarak görmektedir. Rosa’nın bahsettiği ilk ayrılma hakkı Brest barışı gibi taktikseldi proletaryanın çıkarı gereği yapılmıştı. Bilindiği üzere çoğu yerler Lenin zamanında kalan kısımlarsa Stalin zamanında özgürleştirilmiştir. Bu yüzden Rosa ulusal sorunda proletaryanın alacağı tutumu küçümseyerek stratejik bir hata yapmıştır.

Rosa Luxemburg’un Lenin’in Devlet Teorisi Hakkındaki Bilgi Eksikliği

“Lenin’in (Devlet ve Devrim:Kapitalizmden Komünizme Geçiş’te) söylediği gibi burjuva devleti işçi sınıfına karşı bir baskı aracıdır, sosyalist devlet ise burjuvaziye karşı aynı işlevi görür. Sosyalist devletin bir yere kadar kapitalist devletin baş aşağıya çevrilmiş hali olduğunu söyler. Bu basitleştirilmiş yaklaşım en hayati noktayı gözden kaçırmaktadır.

Fakat Lenin uygulanması gereken yöntem konusunda tamamen yanılıyor. Emir, fabrika yöneticisinin diktatöryal gücü, katı cezalar, terörün hakimiyeti –tüm bunlar sadece yatıştırıcı olabilir. Yeniden doğuşun tek yolu kamu hayatının kendi okulu, en sınırsız ve en geniş demokrasi ile kamuoyudur. Terörün iktidarı sadece yıldırır.”( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:51-53)”

Rosa Luxemburg’a sormak lazım Lenin’in devlet teorisinin senin dediğin gibi olduğunu nereden çıkarıyorsun? Sanki Lenin salt terörün başarısız olmaya mahkum olduğunu bilmiyordu. Rosa’nın Rus Devrimi kitabı bir manipülasyon kitabıdır. Bazı yerlerinde ulusların köleleştirmesine yarayan parçalar varken burada olduğu gibi özgürlük havarisi kesildiği parçalar bulunmaktadır. Rosa Luxemburg’a şunu söylemek gerekir “proletarya bu tuzağı yemez!” Lenin’i çarpıttığın için tarih seni affetmeyecek! Lenin yoldaşa bir kulak verelim bu konuyla ilgili:

“Tekrar, öğrenmenin anasıdır.İktisadi inşanın temel doğrularını şimdi yinelememizin bizi yanıltmasına izin vermiyoruz.Bunları daha birçok kez yineleyeceğiz...dev zorluklarla ve çalışmalarımızın sürekli akamete uğratılmasına rağmen, iktisadi görevleri pratikte saptamaya gittikçe daha çok ve somut yaklaşıyoruz.Kendimizi daha sık yineleyeceğiz.Sayısız tekrar olmadan,eskiye belli bir geri dönüş olmadan,sınama olmadan, tek tek düzeltmeler olmadan,yeni yöntemler olmadan,geri ve hazırlıksız olanların inandırılması için güçler harekete geçirilmeden inşa çalışmasında hiçbir şey yapılamaz... Proletarya diktatörlüğü,zor ve ikna yöntemlerini birleştirmeyi bildiği için başarılı oldu.”(Lenin,seçme eserler cilt:8,sayfa:271-272).


Özgürlük Havarisi olan Rosa Luxemburg’un İçindeki Yarı-Anarşist Sapma

“İktidarı ele geçiren proletarya sosyalist kararları en güçlü, boyun eğmez ve ikirciksiz bir biçimde hayata geçirmeli, başka bir deyişle, diktatörlüğe geçmelidir; fakat bu bir sınıf diktatörlüğüdür, bir partinin ya da kliğin diktatörlüğü değildir –sınıf diktatörlüğü sınırsız bir demokrasi içinde halk kitlelerinin en aktif, en sınırsız biçimde katılımının sağlandığı bir diktatörlüktür.

Burjuva toplumunun köklü haklarına ve ekonomik ilişkilerine yönelik güçlü ve kararlı saldırılarla örülür. Bu saldırılar olmadan sosyalist dönüşüm gerçekleştirilemez. Ama bu diktatörlük sınıf adına hareket eden küçük bir yönetici azınlığının değil, sınıfın işi olmalıdır yani kitlelerin aktif katılımıyla adım adım ilerlemelidir; kitlelerin doğrudan etkisine açık olmalı ve tam bir halk etkinliğinin denetimine tabi kılınmalıdır; halk kitlelerinin artan siyasal eğitiminden doğmalıdır.”( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:57-58)

Rosa sap ile samanı birbiriyle karıştırıyor partinin korumasının altında olması Sovyetleri parti dikatörlüğü olduğunu göstermez. Parti tek başına ülkeyi yönetmiyordu bunu proletaryanın desteğiyle ve proleterlerin bu talimatlara uymasıyla yapıyordu. Parti eylemleri ancak proletayanın desteğine göre uygulanabiliyordu. Eğer proletarya desteklemeseydi karşılığını iç savaşlarda bulacaktı. Yani parti, proletaryanın azınlığının proleterlerin çıkarına işlemesinden sorumlu bir kurumdu. Proletarya destek olmasaydı 1 gün bile duramazdı. Marxism tek bir adamın yönetim ile bütün halkın yönetiminin konjonktürel olduğunu belirtir bunların özü birdir proletarya diktatörlüğü. Sovyetler Birliğinde bunun proletaryanın azınlığının yönetimi altında olması onun proletarya diktatörlüğü olduğunu dıştalamaz. Aşağıda Engels’ten alıntıladığım uzun alıntı bire bir Rosa’nın söylediklerini kapsamasada büyük bir kısmına cevap niteliğindedir.

“Büyük sanayideki otoriteyi ortadan kaldırmayı istemek, sanayiin kendisini ortadan kaldırmayı, gerisin geriye çıkrığa dönmek üzere buharlı çıkrığı yoketmeyi istemekle aynı şeydir. Bir başka örnek olarak demiryolunu alalım. Burada da sayısız bireylerin işbirliği yapmaları mutlaka zorunludur, ve bu işbirliği kesenkes saptanmış olan saatler içinde yapılmalıdır ki hiç bir kaza olmasın. Burada da, işin ilk koşulu, bütün ikincil sorunları çözümleyen bir egemen iradenin —bu irade ister tek bir delege tarafından, ya da ister ilgili kimselerin çoğunluğunun kararlarını uygulamakla yükümlü bir komite tarafından temsil ediliyor olsun— bulunmasıdır. Her iki durumda da, çok belirgin bir otorite vardır. Dahası, demiryolu sorumlularının sayın yolcular üzerindeki otoritesi kaldırılacak olsa, harekat ettirilen ilk trenin başına neler gelmez ki? 

Ama, otorite, hem de müstebit bir otorite zorunluluğu, açık denizdeki bir gemideki kadar başka hiç bir yerde bu denli açık değildir. Burada, bir tehlike anında, herkesin yaşamı, herkesin tek bir kişinin iradesine anında ve kayıtsız şartsız uymalarına bağlıdır.Bu gibi savları anti-otoritercilerin en azgınlarının karşılarına koyduğumda, verebildikleri tek yanıt şu oldu: Evet, bu doğru, ama bu durumda bizim delegelerimize verdiğimiz şey otorite  değil,  yetki devridir!  Bu baylar şeylerin adlarını değiştirdiklerinde şeylerin kendilerini değiştirdiklerini sanıyorlar. Bu derin düşünürler tüm dünyayı işte böyle alaya alıyorlar…Öte yandan gördük ki, üretimin ve dolaşımın maddi koşulları, büyük sanayi ve büyük tarım ile kazınılmaz olarak gelişmektedir ve bunlar bu otoritenin alanını gittikçe genişletme eğilimindedirler.

Demek ki, otorite ilkesinden mutlak olarak kötü, ve özerklik ilkesinden de mutlak olarak iyi bir şey diye sözetmek saçmadır. Otorite ve özerklik, kapsamları toplum gelişmesinin çeşitli evreleriyle birlikte değişen göreli şeylerdir. Eger özerklikçiler, gelecekteki toplumsal örgütlenmenin, otoriteyi, olsa olsa üretim koşullarının onu kaçınılmaz kılacağı sınırlar içersine hapsedeceğini söylemekle yetinselerdi, birbirimizi anlayabilirdik; ama onlar otoriteyi zorunlu kılan bütün olgulara gözlerini kapamışlar, hırsla sözcüğün kendisine saldırıyorlar. Anti-otoriterciler niçin siyasal otoriteye, devlete karşı çıkmakla yetinmiyorlar? Siyasal devletin, ve onunla birlikte siyasal otoritenin de önümüzdeki toplumsal devrimin sonucu olarak yokolacağı, yani kamu işlevlerinin siyasal niteliklerini yitirecekleri ve toplumun gerçek çıkarlarını gözetmek olan basit yönetsel işlevler haline gelecekleri düşüncesini bütün sosyalistler paylaşmaktadırlar. Ama anti-otoriterciler, otoriter siyasal devletin, bir çırpıda, hatta onu yaratmış bulunan toplumsal koşullar yokolmazdan önce, ortadan kaldırılmasını istiyorlar. Bunlar, toplumsal devrimin ilk işinin otoritenin ortadan kaldırılması olmasını istiyorlar. Bu baylar hiç bir devrim görmüşler midir?

Devrim, elbette ki, en otoriter olan şeydir; bu, nüfusun bir bölümünün kendi iradesini, nüfusun öteki bölümüne tüfeklerle, süngülerle ve toplarla —akla gelebilecek bütün otoriter araçlarla— dayattığı bir eylemdir; ve eğer muzaffer olan taraf yok yere yenik düşmek istemiyorsa, bu egemenliğini, silahlarının gericiler üzerinde yarattığı terör ile sürdürmelidir. Paris Komünü, silahlı halkın otoritesini burjuvaziye karşı kullanmamış olsaydı, bir gün olsun dayanabilir miydi? Tersine, Paris Komününü bundan yeterince serbest bir biçimde yararlanmamış olmakla suçlamamız gerekmiyor mu? O halde, şu iki şeyden birisi: anti-otoriterciler ya neden sözettiklerini bilmiyorlar, ki bu durumda kafa karışıklığından başka bir şey yaratmış olmuyorlar; ya da bunu biliyorlar, ki bu durumda da proletaryanın hareketine ihanet ediyorlar. Her iki durumda da gericiliğe hizmet etmiş oluyorlar” (Engels,otorite üzerine)

Ortaçağ’ın Kaçkın Kahini Rosa Haykırıyor: “Zaten Yıkılmaya Mahkumdu!”

“Rus Devrimi bütün büyük devrimlerin temel dersini, var olma yasasını hatırlattı: Ya devrim hızlı, fırtınalı, kararlı bir tempoyla, demir bir elle tüm bariyerleri yıkarak ve kendi hedeflerini daha da devrimcileştirerek ilerleyecek ya da kısa süre içinde zayıf kalkış noktasının daha da gerisine savrulacak ve karşı devrim tarafından bastırılacak.

Devrimin doğası hızlı kararlar gerektirir: Ya lokomotif tarihsel yükselişin en uç noktasına kadar tam gaz yol alacak ya da bütün ağırlığıyla dipteki başlama noktasına doğru çökecek ve lokomotifi tepeye varmadan yokuşun yarısında zayıf güçleriyle tutmaya çalışanları da, ne çare, dipsiz kuyuya doğru kendisiyle birlikte sürükleyecek.

Lenin ve yoldaşları iktidarlarının kısa bir döneminde, iç ve dış çalkantıların ortasında, sayısız düşman ve muhalif tarafından çevriliyken onlardan devrimin en zorlu görevlerinden birini – güvenle söyleyim sosyalist dönüşümün en zorlu görevini- başarmalarını beklemek kötü bir şaka olurdu. Batı’da bile iktidara geldiğimizde, en güçlüğüyle uğraşmaya daha sıra gelmeden bu çetin cevizle çok dişimizi kırardık.”(Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:26-32)

“Hepimiz tarihin yasalarına bağımlıyız ve sosyalist bir düzen ancak enternasyonal olarak mümkündür. Bolşevikler tarihin izin verdiği sınırlar içinde gerçek bir devrimci partinin yapabileceği her şeyi yapabilecek güçte olduklarını gösterdiler. Onlardan mucize beklemiyoruz. Yalıtılmış, savaşın tükettiği, emperyalizmin boğmaya çalıştığı ve uluslar arası proletaryanın ihanetine uğramış bir ülkede ideal bir model, kusursuz bir proleter devrimi bir mucize olurdu.”( Rosa Luxemburg,Rus Devrimi, Yazılama yayınevi, sayfa:59)

Rosa Luxemburg bütün kitabında Bolşeviklere küfür etmiştir bunlar eleştiri değil dost görünümlü bir düşmanın tavsiyesidir. Felaket tellalı Rosa bütün hikayesini Sovyetlerin başarılı olamaması üzerine kurmuştur. Rosa’ya sormak lazım madem yıkılmaya ve karşı devrim tarafından bastırılmaya mahkumdu o yüzden mi Sovyetler Birliği 74 yıl ayakta kaldı? Bak sen şu işe? Rosa Luxemburg’a göre değil 74 yıl 10 yıl bile durması mucizeydi. Bu yüzden Rosa Sovyetlerin neden 74 yıl ayakta durduğunu bu saçma kitabıyla açıklayamamaktadır. Rosa’nın eleştirdiği noktalarda Sovyetler haklıydı Rosa değil. Lenin’in şu stratejisi olmasaydı Sovyetler Lenin döneminde yıkılmıştı:

Sömürücüler bir tek ülkede yenilgiye uğratılmış olsa da – ve tipik durum elbette budur, çünkü bir dizi ülkede eşzamanlı devrim ender bir istisnadır- sömürülenlerden daha güçlüdürler, çünkü sömürücülerin uluslararası ilişkileri uçsuz bucaksızdır. Orta köylüler, zanaatçılar vb. arasında, sömürülen yığınların en az gelişmiş bir bölümünün de sömürücülerle birlikte yürüdüklerini ve yürümeye yatkın olduklarını, Komün de içinde (çünkü Versailles birlikleri arasında, -bilginler bilgini Kautsky'nin "unuttuğu" şey,-proleterler de vardı), daha önceki bütün devrimler göstermiştir. Her derin devrimde, sömürülenler üzerinde yıllar boyu büyük gerçek üstünlükler sürdüren sömürücülerin uzun, direngen, umutsuzbir direnç gösterdikleri yolundaki gerçeği. Sömürücüler -son, umutsuz bir savaşta, bir savaşlar dizisinde- üstünlüklerinden yararlanmaksızın, sömürülenler çoğunluğunun iradesine, iyilik taslayan alık Kautsky'nintatlı imgeleme gücü dışında, hiçbir zaman boyun eğmeyeceklerdir.  Kapitalizmden komünizme geçiş, koca bir tarihsel dönemdir. Bu dönem tamamlanmadıkça, sömürücüler bir geriye dönme umudunu, geriye dönme girişimlerine dönüşen bir umudu kaçınılmaz olarak korurlar. Bir ilk ağır yenilginin ardından, devrilmeyi hiç beklemeyen, buna hiç inanmayan ve bunun fikrini bile kabul etmeyen sömürücüler, öylesine tatlı bir yaşam süren ve şimdi "aşağılık halk"ın yıkım ve sefalete (ya da "aşağılık" çalışmaya...) mahkum ettiği aileleri bakımından yitirilmiş bulunan "cennet"i yeniden ele geçirmek için, on kat artmış bir güç, zorlu bir öfke; yüz kat artmış bir düşmanlık ile savaşa atılırlar.”(Lenin, Proleter devrim ve dönek kautsky,sayfa:40-41)

Sorulması Gereken Bir Soru: O Zaman Lenin Rosa’yı  Neden Övdü?

“ “Kartallar bazen tavuklardan daha alçak uçabilirler, ama tavuklar asla kartalların katına yükselemezler” Ros Luxemburg Polonya’nın bağımsızlığı konusunda yanılmıştı; 1903 Menşevizmi değerlendirirken yanılmıştı; sermaye birikimi teorisinde yanılmıştı; Temmuz 1914’te Plehanov, Kautsky ve diğerleriyle beraber Bolşeviklerle Menşevikler arasında birliği savunduğunda yanılmıştı; 1918’de hapishaneden yazdıklarında yanılmıştı (1918 sonu ve 1919 başında salıverildikten sonra bu yanlışlarından birçoğunu düzeltmişti). Ama yanlışlarına karşın Rosa Luxemburg bir kartaldı ve öyle kalacaktır.”(Lenin,Komintern,sayfa:246,Agora Kitaplığı)


Sonucu bunu cevaplamaya bıraktım. Lenin burada taktiksel bir tutum takınmaktadır. Alman emperyalizmi tarafından öldürüldüğü için Rosa Luxemburg Lenin tarafından sahiplenilmektedir. Dikkat edilirse Lenin Rosa’nın hatalı yanlarını açıklamaktadır ve bu hatalı yanlar aslında Rosa’nın bütün teorisini oluşturmaktadır. Görüldğü üzere Rosa hatalarından geri dönmüşte değildir öldürülmeseydi bu kitabı tamamlayacaktı. Lenin tipik bir politikacı gibi davranarak Rosa’ya: “öldü ve sınavı geçti” demiştir. Rosa’nın övülmesi ancak bu şekilde açıklanabilir. Lenin taktiksel olarak ne derse desin tarih seni affetmedi ve affetmeyecek Rosa!

17 Kasım 2012 Cumartesi

Bir fırıldağın anotomisi: Lev Troçki


Burjuvazinin en sevdiği kişiliktir, kararsızlık ve fırıldaklık. Bu özellikleri karşılayan tarihteki
En başarılı kişilerden biri herhalde Troçki’dir. Buna en iyi örnek Troçki’nin SBKP’sindeki 1926 tarihinde yaptığı konuşmasıdır. Troçki bu konuşmasında NEP politikasını ve köylülüğün
Rolünü yadsıdığı iddialarına karşı yanlış anlaşıldığını ve köylülükle çatışmanın ancak ileri bir aşamada yaşanabileceğini söylediğini belirtiyor. Aşağıdaki alıntısının gelecek zaman kipiyle yazıldığına dikkat edilmesi gerektiğinden bahsedip kendisinin gerçek Bolşevik olduğunu ispatlamak için elinden geleni yapıyor.

“İşçi sınıfı iktidarı ele aldıktan sonra yalnızca onu devrimci mücadelesinin başında destekleyen burjuvazinin bütün gruplarıyla değil, hatta iktidara gelmesine yardım eden köylülüğün geniş kitleleri ile de düşmanca bir çatışma içinde olacaktır.”(Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:69)

Acaba Leninist teori bu konuda ne diyor köylülükle çatışma içinde olacağız mı diyor? Tabi ki hayır Troçki burada açık bir şekilde Leninizme ihanet ediyor.

“Küçük köylüye karşı görevimiz, ilk önce, mülkünün ve bireysel işletmesinin kooperatif işletmeye geçmesini sağlamaktır, onu buna zorlayarak değil, tersine örnekler göstererek ikna ederek ve toplumun yardımlarını emrine sunarak… Biz, ancak, onların rızalarına karşı, zora başvurarak, mülkiyet ilişkilerine müdahalede bulunmayacağımıza dair onlara söz verebiliriz.” (Lenin,İşçi ve Köylü İttifakı, Mosova Parti Militanları Toplantısı. Küçük-Burjuva Demokrasisine Karşı Proletaryanın Tutumu Üzerine Rapor,Sayfa:60-61,Sol yayınları)

“Orta köylüye gelince, biz şöyle diyoruz: hiçbir durumda asla zora başvurma yok.”
(Lenin,İşçi ve Köylü İttifakı, Mosova Parti Militanları Toplantısı. Küçük-Burjuva Demokrasisine Karşı Proletaryanın Tutumu Üzerine Rapor,Sayfa:61,Sol yayınları)

“Köylü “büyük işletmeye geri gelirse, ben yeniden çiftlik yanaşması olacağım” diye düşünüyor. Tabi ki, yanılıyor. Ama köylüde, büyük işletmeyle ilgili fikirler, kinle, büyük toprak sahiplerinin halka yaptığı zulmün anılarıyla karışmıştır. Bu duygu daha devam ediyor, henüz ölmedi. Burada özellikle, eşyanın özü gereği, şiddet metotlarıyla hiçbir şey elde edemeyeceğimiz gerçeğine dayanmalıyız. Ekonomik görev, burada, bambaşka şekilde konmalıdır. Yapının temellerine hiç el dokundurmadan, aşağı indirilebilecek bir çatı düşünülemez. Kentlerde kapitalistlerin meydana getirdiği doruk, burada mevcut değil. Burada şiddete başvurmak, her şeyi berbat etmek anlamına gelecektir.”
(Lenin,İşçi ve Köylü İttifakı,RK(B)P VIII Kongresi. Köylerde Çalışma Üzerine Rapor ,Sayfa:96-97,Sol yayınları)

Görüldüğü gibi köylülerle değil şimdi çatışmak ilerde çatışmak bile aptalcadır. Zor yoluyla köylülüğe sosyalizmin benimsetilmemesi Leninizmin temel ilkesidir. Zor kullanarak çatışma çıkarmak felakate neden olacak bir hata yapmak demektir. Sovyetlerde zamanında bu hatayı bazı görevlilerin yaptığı, köylülere zor kullanarak onları sosyalizme geçirmeye çalıştığı bir tarihsel olgudur. Stalin zor yoluyla köylülüğü sosyalizme geçirmeye çalışanları “Başarı sarhoşluğu üzerine” isimli yazısında eleştirmiş, bu kişilerin kendisinin altında çalıştığı için sorumluğu üzerine almış ve gerçek bir Marxist’in yapması gerektiği gibi davranarak özeleştiri verip yapılanların çok büyük bir hata ve Leninizmin çiğnenmesi olarak belirtmiştir.Ama sonucun orta periodta felakete sürüklenmesine engel olamamıştır. Bir anlamda Troçki’nin ileride köylülerle çatışma içinde olacağı tezi felaket getirmiştir. Komünist partinin görevi köylülerle çatışma yaratacak ortam yaratmak yerine bunu yok etmektir. Troçki’nin çatışma çıkmasını dört gözle beklemesi ve gelecekle ilgili çatışma kehanetleri ancak proletarya diktatörlüğün bir an önce sonunun gelmesi için bir temenniden başka bir şey değildir.
Troçki gene çarpıtmada son hız devam ediyor:

“ “Bolşevikleri destekliyoruz, fakat komünistlere karşıyız”. Bu ne demektir? Bu orta köylülüğün belirli bir aşamada işçi devrimine Rus tipi yüz çevirmesi demektir.”(Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:71)

Bunun böyle olmadığını Lenin şöyle açıklıyor:

“Uygulamada özel aşırılıkları kışkırtacak her şeyden kaçınmak gerekir. Şurada, burada, kendilerine komünist süsü veren ve bizi aldatan ikbal avcıları, serüvenciler bize yapışmış durumdalar; saflarımıza sızdılar. Çünkü komünistler şimdi iktidardadır; çünkü daha namuslu “devlet hizmetkarları”, geri fikirlerinden ötürü bizimle çalışmak istemediler, oysa ikbal avcılarının ne fikirleri, ne namusları var. Ancak iktidara ulaşmayı dileyen bu insanlar, tabanda zorbalığı uyguluyorlar ve iyi bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Oysa, bu, gerçekte, kimi zaman öyle durumlar yaratıyor ki, o zaman köylüler “Yaşasın Sovyet iktidarı, fakat kahrolsun komünizm” diyorlar. Ilımlılık yoksunluğunun, aceleciliğin, aşırılığın ne büyük zararlar getirdiğini unutmamalıyız.” (Lenin,İşçi ve Köylü İttifakı,RK(B)P VIII Kongresi. Köylerde Çalışma Üzerine Rapor ,Sayfa:95,Sol yayınları)

Bir tek Troçki bundan köylülerin işçi devrimine karşı oldukları sonucunu çıkarır. Aksine köylülük işçi devriminden yana tavır takındığı için  “Yaşasın Sovyetler” demekte ona zor uygulayan anti-Leninistler için “Kahrolsun Komünistler” demekte. Görüldüğü gibi köylüye şiddet uygulama sevdası felakatten başka bir şey doğurmuyor.Troçki gibi köylülükle çatışma
ve zor kullanma meraklılarına köylülük “Kahrolsun” demekten başka bir şey söylemiyor.
Gelelim Lenin’in bir zamanlar Troçki ile köylülük konusunda görüş ayrılığının olamadığını belirttiği yazısına acaba Lenin’in bunu yazmasının nedeni ne olabilir?.

Troçki zeki bir adamdı,yetenekliydi,çok büyük bir etkileme gücüne sahipti.Lenin bile onunla amansızca mücadele etmiş olmasına rağmen,pravda’da köylü sorunu hakkında Troçki ile fikir ayrılığı olmadığını yayımlatmak zorunda kalmıştı.Stalin’in gerçekleri yansıtmadığı için bundan hiç hoşnut kalmayarak Lenin’e geldiğini hatırlıyorum.Lenin onu “ne yapmamamı istiyorsunuz? troçki yüzde yüzü köylülerden oluşan silahlı ellerin desteğinde.ülke zaten tam anlamıyla bir bozgunun içerisinde,bir de biz herkesin önüne kendi üst düzey kavgalarımızı mı ortaya sereceğiz?”(feliks çuyev,molotov anlatıyor sayfa:198)

Zengin köylülerin desteğindeki Troçki ile çatışmanın manalı olmayacağını düşündüğü için Lenin’in böyle bir yazı yazmış olduğunu Molotov bize açıklıyor. Zaten Molotov açıklamasa bile yukarıdaki tartışmalardan aynı görüşe sahip olmadığı gün gibi açık değil mi? Köylülük konusu bir tarafa bırakırsak Troçki'nin sürekli devrimine gelirsek bakalım Troçki nasıl köylü konusunda olduğu gibi bir dansöz edasıyla sürekli devrim konusunda da dönüp duruyor.

“Yoldaşlar, benim “sürekli devrim teorisi” sorununu öne sürmek gibi bir niyetim yok. Şimdiki
Tartışma konularıyla bu teorinin- hem doğrularıyla, hem de eksik ve yanlışlarıyla- hiçbir ilişkisi yoktur. Her durumda ne 1925’deki muhalefet, e de 1923’deki muhalefet, son zamanlarda çok hararetli bir şekilde uğraşılan Sürekli Devrim Teorisi için en ufak bir sorumluluğu bile taşımamaktadır. Ben de soruna artık kapanmış gözüyle bakıyorum.” (Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:69)
Yalan söylüyorsun Mösyö Troçki konuya kapanmış gözüyle bakmıyorsun!

“ “Sosyalist devrimin tam zaferi bir tek ülkede düşünülemez. Hiç olmazsa birkaç gelişmiş ülke ile ki bunlara Rusya’yı katamayız, çok yoğun bir beraber çalışmayı gerektirmektedir.” Lenin 8 kasım 1918” (Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:77)

“ “Kendilerini zeki bulan ve hatta kendilerini sosyalist olarak nitelendiren safsatacı insanlar(bu kautskistlerlere ve suchanow taraftarlarına karşı söylenmiştir) olduğunu biliyorum; bunlar ülkelerde devrim patlamadan önce iktidarı ele almamak gerektiğini iddia ettiler. Ama bu şekilde konuşmalar ile devrimden saptıklarını ve burjuvazinin tarafına geçtiklerini sezinlemiyorlar. Emekçi sınıflar, devrimi dünya ölçüsünde sonuçlandırıncaya kadar beklemek, emekçi sınıfların kendi beklentileri içinde uyuşup kalmalarını demektir. Yani donmaya varıncaya dek beklemek demektir. Çok saçma…”
Özür dilerim, arkasından şu cümleler gelmektedir:
“Çok saçma. Devrim, zorluğu herkesçe bilinene bir şeydir. Ki son zaferi elde etmek, yalnız dünya düzeyinde ve yalnız bütün ülkelerin işçilerinin ortak çabaları ile olasıdır.”(Lenin,cilt15,s.287,14 mayıs 1918)” (Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:78-79)

Troçkinin alıntılarında bir tuhaflık sezinlediniz mi? Lenin burada nihai açıdan diyor. Tek ülkede sosyalizm nihai açıdan dünya devrimine karşı mı bunu aşağıda göreceğiz(Troçkiye göre öyle olduğunu biliyoruz ama bakalım gerçek ne?) İkinci bir konuya gelirsek Troçki burada alıntının altını vermedikleri için alıntıyı verenleri ahlaksızlıkla gizli bir şekilde itham ediyor. Şimdi aşağıda yapacağımız Troçki'nin yaptığı Lenin alıntısı ile Troçki aynı yukarıda eleştirdiği Kişilerle aynı yerde kendisini buluyor. O da manayı çarptıracak şekilde metni tahrif ediyor.

“Lenin 1922 yılında şöyle demişti “Biz sosyalist ekonominin temelini tam anlamıyla atmış değiliz. Çürümek üzere olan kapitalizmin düşman güçleri bu temeli halen elimizden çekip alabilirler. Bu açık olarak bilinmeli ve itiraf edilmelidir. Çünkü hayalden ve özellikle yüksek yerlerde dolaşıp baş dönmesinden daha tehlikeli bir şey yoktur. Acı gerçeğin tanınmasında biraz haksızlığa da neden olsa korkacak hiçbir şey yoktur. Çünkü biz Marksizmin en doğal gerçeği olan, sosyalizmin zaferi için birkaç gelişmiş ülke işçilerinin birlikte çabalarının gerekli olduğunu gerçeğini devamlı ilan ve tekrar ettik.” Lenin, Toplu Eserler, cilt,xx/2,s.487,Rusça baskı) (Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:81)

Bu metni Troçki'den okusaydım Lenin’in sürekli devrimi desteklediğine inanacaktım bakalım bu alıntının bir üst satırında Lenin nelerden bahsediyor?

“Sovyet türü bir devlet yarattık ve bununla dünya tarihinde yeni bir çağı başlattık: burjuva egemenliği çağının yerini alacak olan proletaryanın siyasal egemenliği çağı. Bunu da hiç kimse elimizden alamaz; Sovyet türü devletin son rötuşları ancak birkaç ülkenin işçi sınıfının pratik deneyimlerinin yardımıyla yapılacak olsa da kazanımımız bakidir.”(Lenin,Komintern, ,bir gazetecinin notları yüksek bir dağa tırmanmak, umutsuzluğun zararları, ticaretin faydaları, menşeviklere karşı tutum vb. üzerine,agora kitaplığı,sayfa:241)

Dikkat edelim “son rötuşları” diyor Lenin. Aynı şeyi tekrarlamamak için aşağıda sosyalizmin zaferi diyor yani nihai açıdan sosyalizmin zaferi dediği kuşku götürmez. Troçki burada kendi değerlerine göre ahlaksızlık olan şeyin aynısını yapıyor. Troçki ısrarla Sovyet devletinin bu zamana kadar ayakta kalmasını bir türlü anlamıyor yiğitliğin elden gitmemesi için bunu 1 aylık Bavyera sosyalist cumhuriyetinin Alman devletini yıpratmasına bağlıyor.O bir aylık devrimin  bile Sovyetleri ayakta tutmaya yettiğine işaret ediyor. Çok alıntı yaptığım için okuyucuyu alıntılarla daha fazla boğmak istemiyorum bu yüzden bu kısmın sayfa numarasnı verip Lenin’in görüşüne geçeceğim “(Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:71)
Şayet Almanya'da devrim başarılı olmuş olsa idi acaba dünya devrimi başarılı olabilecek mi idi? Lenin bunun imkansız olduğunu söylüyor
“Alman devrimi gidişi pek çok kimselerin düşündüğünden daha erken olacağını ummamıza izin verse bile, dünya sosyalist devrimi belki de yakında olmayacaktır.” (Lenin,İşçi ve Köylü İttifakı, Mosova Parti Militanları Toplantısı. Küçük-Burjuva Demokrasisine Karşı Proletaryanın Tutumu Üzerine Rapor,Sayfa:79,Sol yayınları).Görüldüğü gibi Almanya’da devrim olmuş olsa bile dünya devrimi olamayacağından Troçki’ye göre yıkım kaçınılmaz olacaktı. Her ne kadar kendisini pasifist diye tanımlamasa da, Soveyetlerin o güne kadar ayakta durduğunu kendi teorisine göre ispatlamak için gülünç bir şekilde 1 aylık Bavyera sosyalist cumhuriyetine de bel bağlasa da teorisi ve o güne kadar Sovyetlerin ayakta durmasını açıklamaya yetmiyor ve bunalımlı teorisi ve histerik yenilgi korkusu yüzünden aynı konuşmasında kendi ile çelişkiye düşüyor. Lenin her ne kadar Almanya’da devrim olsa bile dünya devrimi büyük ihtimalle olamayacak dese bile histerik Troçki madem dünya devrimi olamayacak acaba biz erken mi dünyaya geldik? diye soruyor ve histerisini dünyaya erken gelmiş olamayız dünya devrimi olacak diye noktalıyor.(Lenin’in bütün yazılarına rağmen)

“Öyleyse bunca tahminleriniz niye? Bu zaman süresince Avrupa’da neler olacağını size soruyorum. Sadece teorik açıdan bakılırsa kaç seçenek söz konusudur. Ya Avrupa, şimdi olduğu gibi, savaş öncesi düzeyde seyredecektir, işçi sınıfı ile burjuvazi sağa sola dalgalanacaklar ve birbirlerini dengede tutacaklardır. Ama “denge” mutlak olmadığı için kararsız olarak nitelendiriyoruz. Bu durum yirmi, otuz, kırk yıl devam edemez. Bu(denge) ya bir tarafa ya da öbür tarafa doğru belirlenmelidir. Kapitalizmin yeniden güçlü bir denge edinebileceğine inanmıyor musunuz? Avrupa kapitalizminin yeni bir yükseliş dönemini yeniden kendi kendini üretmesine inanıyor musunuz? Eğer bunun olasılığına inanıyorsanız(ama ben kapitalizmin bu gibi şanslarının olduğuna inanmıyorum), eğer buna kısa bir süre içinde olsa teorik olarak olanak verilse, o zaman demektir ki, kapitalizm Avrupa ve dünya ölçüsünde kendi tarihsel misyonunu henüz yerine getirmemiştir; o zaman bugünkü kapitalizm emperyalist ve çürüyen kapitalizm değil, aksine kendisini geliştiren, ekonomiyi ve kültürü ilerleten bir kapitalizmdir. Bu da bizim daha çok erken dünyaya geldiğimiz anlamına gelir.”(Tek ülkede sosyalizm mi, dünya devrimi mi?,Stalin, Zinovyev, Troçki, Troçki’nin konuşması,sayfa:87-88)

Troçki açık açık pasifizm yapıp bu pasifizmini devrimcilikle örtmeye çalışmakta ve bunun için dünya devrimi zamanı geldi demektedir.Biz Lenin’den okuduğumuz kadarıyla ve sonrasında Troçkinin söylediklerine bakarak Troçki’ye “pes artık” demekten başka bir şey diyemiyoruz.
Gelelim Troçkinin tek ülkede sosyalizm düşüncesi dünya ölçeğinde bir devrimi dıştalar mantığına bunun yanlış olduğunu en iyi Stalin’in şu yazısına bakarak anlıyoruz.

Ama Parti, tek ülkede sosyalizmin zaferi probleminin bununla bitmediğini biliyordu. Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin kuruluşu, insanlık tarihindeki, en büyük dönüm noktası, SSCB işçi sınıfı ve köylülerinin dünya çapında tarihi öneme sahip bir zaferi olacaktı. Ama bu yine de SSCB'nin bir iç işiydi ve sosyalizmin zaferi probleminin sadece bir kısmını oluşturuyordu. Problemin öbür kısmını, sorunun uluslar arası yanı oluşturuyordu. Tek ülkede sosyalizmin zaferi önermesini gerekçelendirirken, Stalin yoldaş tekrar tekrar, bu sorunun iki yönünün,iç yönünün ve uluslararası yönünün birbirinden ayırdedilmesi gerektiğine işaret etti. Sorunun iç yönü bakımından, yani ülke içindeki sınıfların karşılıklı ilişkileri bakımından, Sovyetler Birliği'nin işçi sınıfı ve köylülüğü, kendi burjuvazisini iktisadi bakımdan tamamen yenilgiye uğratılabilir ve tam sosyalist toplumu kurabilirdi. Ama sorunun bir de uluslararası yönü,yani dış ilişkiler alanı; Sovyetler Birliği ile kapitalist ülkeler arasındaki, Sovyet halkı ile, Sovyet sisteminden nefret eden ve Sovyetler Birliği'ne yeniden silahlı müdahalede bulunmak, SSCB'nde kapitalizmi restore etme çabalarına yeniden girişmek için fırsat kollayan uluslar arası burjuvazi arasındaki ilişkiler alanı vardı. Ve SSCB şimdilik tek sosyalizm ülkesi olduğu, ama diğer ülkeler hala kapitalist kaldığı için, Sovyetler Birliği'nin kapitalist kuşatması sürmekte ve bu da kapitalist müdahale tehlikesini ortaya çıkarmaktaydı. Bu kapitalist kuşatma varolduğu sürece, kapitalist müdahale tehlikesinin ortadan kalkmayacağı açıktı. Sovyet halkı tek başına, kendi gücüyle bu dış tehlikeyi, SSCB'ne kapitalist müdahale tehlikesini ortadan kaldırabilir miydi? Hayır, kaldıramazdı, çünkü kapitalist müdahale tehlikesini ortadan kaldırmak için, kapitalist kuşatmayı ortadan kaldırmak gerekirdi, ve kapitalist kuşatmayı ortadan kaldırmak ise ancak en azından bir ülkede muzaffer proleter devrimin bir sonucu olarak mümkündü. Bundan çıkan sonuç şuydu: Kapitalist iktisat sisteminin ortadan kaldırılması ve sosyalist iktisat sisteminin kurulmasında ifadesini bulan SSCB'nde sosyalizmin zaferi, buna rağmen, yabancı silahlı müdahale tehlikesi, kapitalizmi restore etme teşebbüsleri tehlikesi ortadan kaldırmak ise ancak en azından birkaç ülkede muzaffer proleter devrimin bir sonucu olarak mümkündü. Bundan çıkan sonuç şuydu: Kapitalist iktisat sisteminin ortadan kaldırılması ve sosyalist iktisat sisteminin kurulmasında ifadesini bulan SSCB'nde sosyalizmin zaferi, buna rağmen, yabancı silahlı müdahale tehlikesi, kapitalizmi restore etme teşebbüsleri tehlikesi ortadan kalkmadıkça, sosyalizm ülkesi bu tehlikeye karşı bir garantiye hala sahip olmadıkça, nihai zafer olarak görülemezdi.”(Stalin,Eserler cilt:15,sayfa310-311,İnter yayınları)

Görüldüğü gibi Troçki tahrifat yapıyor tek ülkede sosyalizm düşüncesinin sosyalizmin nihai zaferini dıştaladığını iddia ediyor ve yalan söylüyor.Yani Troçki’nin Lenin’den alıntıladığı nihai zaferin dünyanın bütün ülkeleri ile birlikte olacağı tezi tek ülkede sosyalizmin tezidir. Lenin bunu “Avrupa birleşik devletleri sloganı üzerine” açıklamıştır ve “Devrimin iki çizgisi üzerine” isimli makalesinde de Troçki’nin sürekli devrimi ile alay etmiştir. Lenin’in tek ülkede sosyalizm ile ilgili yazıları daha artırılabilir ama bu kadarı şimdilik benim gözümde yeterlidir.

Sonuç olarak Troçki hayatı boyunca döndü,döndü,döndü ve son döndüğü taraf olan burjuvaziye büyülenmiş gözlerle bakıp onun önünde büyük bir saygıyla eğilip yeni efendisine içten bir şekilde hizmetinizdeyim dedikten sonra nihai olarak bu dönüşünü sonlandırdı ve adını tarihe altın harflerle proletaryaya ihanet çetesinin en başarılı teorisyenlerinden biri olarak yazdırdı.