Bütün İktidar KGB'ye
İdeolojik temellerinden kopmanın sonucu sözde “devrimci”
yayınlarının geldiği acınası durumda kendini belli ediyor. Rüzgarda sallanan
yaprak misali en ufak bir esintide yalpalayan bu unsurların hazin sonu herkes
için belli dersleri de içinde barındırıyor. Ölüyü diriltmemek adına(ölüyle
polemik yaptığımız anlamına gelmesin diye) burada adlardan ziyade fikirlere
değineceğiz.
Sakat fikre sahip bazıları için Leninizmin çıkış noktası
köylü sorunuyken, bazıları için emperyalizmin güdümündeki bir “ulusal”
hareketken, bazıları için de kötü bir işçicilik ve yarı mafyöz çeteci bir
yapılanmadır. Takdir ederseniz ki zihni yönden efsunlanmış bu kişilere ve
arkadaş çevrelerine yapacak bir şey yoktur. Gerçekle bağına ciddi ölçüde
kaybetmiş bu sakat toplamın politik alanda üstünü çizerek değinmek istediğimiz
konuya yavaş yavaş giriş yapalım.
Leninizmin alameti farikası ve çıkış noktasını birkaç
kelimeyle özetlersek buna en uygun tanımın “iktidar sorunu” olduğunu görürüz.
İktidar sorununu görmezden gelen, verili bir anda proletaryanın iktidarını ve
diktatörlüğünü nasıl inşa edip muhafaza edilmesi gerektiği konusunda kafa
yormayan hiçbir özne komünizmin politik alanına dahil olamaz.
Elbette Lenin’in iktidar, öncülük, devlet, proletarya
diktatörlüğü üzerine yazıları ve pratik katkıları oldukça değerlidir. Ancak
Lenin’de bile proletarya diktatörlüğü kavramı teorik olarak tam anlamıyla hakkıyla
işlenmemişken. Günümüzde Leninist anlamda iktidar üzerine düşünmek oldukça
önemlidir.
Bilimsel olarak diktatörlük kavramı, hiçbir şeyle
sınırlanmamış olan, hiçbir yasayla, kesinlikle hiçbir kuralla engellenmemiş
olan, doğrudan doğruya şiddete dayanan iktidardan başka bir anlama gelmemektedir.
Bunun ötesinde söylenen her söz gevezeliktir.
"Siyasi
egemenliği ele geçirmiş olan sınıf, bunu, ona tek başına sahip olacağı
bilinciyle yapmıştır. Bu, proletarya diktatörlüğü kavramının içinde vardır. Bu
kavram, ancak sınıf, siyasi iktidarı tek başına eline aldığını ve ne kendini,
ne de başkalarını, 'tüm halktan çıkan,
genel seçimlerden çıkan, tüm halk tarafından onaylanan' iktidar üzerine boş
laflarla aldatmamayı bildiği zaman bir anlam kazanır.” (Bkz. Lenin, Bütün
Eserler, C.24, s. 354)
İster kapitalizmle ister sosyalizm altında yönetilsin
dünyadaki bütün ülkelerde iktidar bir sınıfın ya da belli sınıfların ortaklığı
temelinde kurulmuş bir diktatörlük sistemidir. Son politik süreçte kitlelerin
anlamakta zorlandığı hükümetin “yasalara uymamasının” nedeni de küresel mali
oligarşik diktatörlüğün yereldeki bir uygulayıcısı olmasıdır. Bu gerçekliği
kabul etmeden politika yapmanın imkanı yoktur.
“Kapitalizm altında, sömürülen kitlelerin ülkenin yönetimine gerçekten
katılması yoktur ve olamaz, çünkü en demokratik durumlarda bile kapitalizm
koşulları altında hükümetler halk tarafından değil, tam tersine Rothschild ve
Stinnes, Rockefeller ve Morgan'lar tarafından kurulduğundan, tek başına bu
bile, kapitalizm koşulları altında sömürülen kitlelerin ülkenin yönetimine
gerçekten katılmasının yokluğunu tanıtlamaya yeter. Kapitalizm altında
demokrasi, kapitalist bir demokrasidir, sömürülen çoğunluğun haklarının
kısıtlanmasına dayanan ve bu çoğunluğa karşı yönelen, sömürücü azınlığın
demokrasisidir.”(Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:50)
Politika, devrimin programını ve stratejisini verili bir
aşama temelinde proletaryanın ana darbesinin doğrultusunu saptamak ve gücünü
uygun bir şekilde mevzilemek(ana ve ikincil yedek güçler) için yapılır. Politik
hareketlerin kabarış ve alçalmalarını takip etmek bu süreçte son derece önemlidir.
Nasıl ki savaş halinde olan ordu, yenilmek istemiyorsa, deneyimli bir kurmay
heyetinden vazgeçemezse, politik iktidarı eline geçirmek isteyen/ya da elinde
tutan bir sınıfta ordudaki gibi bir kurmay heyeti kurmak zorundadır. Amansız düşmanlarının pençesinde yok olmak
istemeyen bütün sınıflar böyle bir kurmay heyetine tarihte ihtiyaç
duymuşlarıdır. SSCB için bu kurmay heyet devrimci parti yani SBKP’de vücut
bulmuştur. Teoride ve yazınsal alanda “proletarya, öncü partisi altında
diktatörlüğünü gerçekleştirir”. Şiarı neredeyse herkes tarafından kabul
görmüştür lakin bu süreç derinlemesine, dikkatli ve sorgulayıcı bir gözle
incelendiğinde gerçeğin biraz farklı olduğunu görüyoruz. SBKP(bu adı almadan
önceki bütün adları dahil) öncülük görevini KGB’yle(bundan önceki bütün adları
dahil) paylaştığını ve fiiliyatta “bütün iktidarın Sovyetlerde” olmadığını kabul
etmemiz gerekir.
Lenin’in İktidar ve
Proletarya Diktatörlüğü Üzerine Girmekten Kaçındığı Alanlar
"Proletarya diktatörlüğü", emekçilerin
öncüsü proletarya ile, emekçilerin proleter olmayan çok sayıdaki katmanları
(küçük burjuvazi, küçük mülk sahipleri. köylülük, aydınlar, vb.) arasındaki,
ya da bunların çoğunluğu arasındaki sınıf ittifakının; sermayeye karşı
ittifakın, sermayeyi tamamen devirmek, burjuvazinin direncini ve onun
restorasyon girişimlerini tamamen bastırmak amacıyla bir ittifakın, sosyalizmin kesin kuruluşunu ve
sağlamlaştırılmasını amaçlayan bir ittifakın özel bir biçimidir.(Bkz.
Lenin, Bütün Eserler, C.24, s. 311, Rusça)"
Siyaset bilimin genel kabulüne göre: “Diktatörlük, bir
sınıfın başka bir sınıfla ittifakı değildir.” Lenin burada proletarya ve köylülerin
devrimci demokratik diktatörlüğü yerine direkt ‘Proletarya Diktatörlüğü’
kavramı altında bu kavramın bir sınıf ittifakı altında olduğuna değiniyor.
Zamanında SBKP içinde de kafa karışıklığına neden olan bu tartışma Stalin’in
çok hoşuna gitmemiştir. Bu sorunu çokta temellendirmeden şu sözlerle kapatmayı Stalin
tercih etmiştir:
“Proletarya
diktatörlüğünün bu formülasyonunun tamamen arkasındayım, çünkü inanıyorum ki bu
formülasyon, Lenin'in az önce aktarılan formülasyonuyla tamamen
çakışmaktadır.”(Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:157)
Parti içinden gelen baskılar sonucu Stalin, Lenin’de ‘Proletarya
diktatörlüğü’ konusunda birbiriyle çelişen görüşler olduğunu ve bazı
yazılarında Parti Diktatörlüğü tabirini kullandığını şu alıntısıyla kabul
etmektedir:
“Ve beşincisi ise,
Lenin Derlemesi, cilt lll'te "Tek Parti Diktatörlüğü" ara başlığı
altında yayımlanmış olan, proletarya diktatörlüğüne ilişkin bir plan
taslağıdır...Bütün bunlar neyi gösteriyor? Şunları: a) Lenin'in, "Parti diktatörlüğü" formülünü kusursuz ve tam
saymadığını, bundan dolayıdır ki, bu formülün Lenin'in yapıtlarında pek seyrek
olarak kullanıldığını gösteriyor.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:181)
İşin ilginç yanı verili tartışmada Lenin’e laf söyletmemek
için Stalin de “Parti Diktatörlüğü” fikrini kabul ediyor:
“Bu anlamda, proletarya diktatörlüğünün, özü itibarıyla proletaryanın
öncüsünün "diktatörlüğü", proletaryanın temel önder gücü olarak
Partisinin "diktatörlüğü" olduğu söylenebilir.” (Stalin,
Leninizmin Sorunları, Sayfa:164)
Stalin bu tartışmada yanlış bir politik tutum takınmamıştır.
Politik olarak devrimci çizgide SBKP’de mücadele eden Stalin’e yüklenmek yerine
sorunun neden kaynaklandığını anlamamız gerekmektedir. Bu sorun öncülük ve
diktatörlük üzerine hakikatin gizlenmesinden kaynaklanmaktadır.
Bütün İktidar
Gerçekten Sovyetlerde mi?
Kont Strutynsky'nin anılarında, I. Nikolay'ın Puşkin'e
hitaben söylediği şu sözlere yer verir:
"Rusya gibi bir
ülkede... iktidar birleştirici, uyumlu, eğitici olmalı ve uzun süre...
otokratik kalmalı... ki Tanrı tarafından bahşedilmiş bir mutlak güç olarak
görülsün... Tüm lise ve lise öğrencilerinin cumhuriyetçi hayalleri, üniversite dersliklerinin
acemi düşünürleri! Görünüşte görkemli ve
güzeller; özünde ise acınası ve zararlılar! Cumhuriyet bir ütopyadır...
...sonuçta her zaman diktatörlüğe yol açar... Bir ülkenin gücü, iktidarın yoğunlaşmasında yatar; çünkü herkesin
yönettiği yerde, kimse yönetmez.”
Tarihin yüz karası figürlerinden biri de olsa I. Nikolay’ın
hakkını vermemiz gerekir. Kendisi kesinlikle bilimsel düzeyde siyasetten
anlayan biridir. Günümüzde I. Nikolay kadar entelektüel derinliği olan kişiler
karar verici mekanizmalarda yer almamaktadır. Nikolay’ın Cumhuriyet konusundaki
sözleri oldukça gerçekçidir. Günümüzde tabandan demokrasi kisvesi altında
ortaya çıkan sağcı ve karşı devrimci görüşlerin anlamsızlığını I. Nikolay
oldukça iyi bir şekilde tespit etmiştir.
Haliyle bir iktidar ya da diktatörlük, STK’lar, Demokratik
Kitle Örgütleri, Sivil Toplum vasıtasıyla icra edilemez. Bunun tersini kabul
etmek politik olarak sağda konum almak demektir. O zaman Sovyetlerin politik
olarak neye karşılık geldiğini Stalin’in sözleriyle açıklayalım:
“Sovyetler, ve bu örgütleri çevreleyen ve onları halkla bağlayan,
kendiliğinden ortaya çıkmış çok sayıdaki, emekçilerin kitle dernekleridir.
Sovyetler kent ve kırdaki tüm emekçilerin kitle örgütleridir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:161)
Proletarya diktatörlüğü sistemindeki görevi “volan kayışı”
ve “kaldıraç” olan kurumların iktidar olamayacağı tartışmaya açık bir konu
değildir. Görevi öncüye güvenmek ve onaylamak olan kurumlara erklik atfetmek
oldukça anlamsızdır.
“Yani: Partiyi -herşeyden önce üretim alanında- sınıfla
bağlayan proletaryanın kitle örgütü olarak sendikalar; Partiyi, herşeyden önce
devlet yönetimi alanında emekçilerle bağlayan emekçilerin kitle örgütleri olarak Sovyetler...proletarya
diktatörlüğü sisteminde temel önder güç olarak Parti - işte genel olarak
"diktatörlük mekanizması"nın, "proletarya diktatörlüğü
sistemi"nin tablosu budur. Temel önder güç olarak Parti olmaksızın, az
buçuk istikrarlı ve sağlam bir proletarya diktatörlüğü mümkün değildir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:163)
“Bu anlamda,
proletarya diktatörlüğünün, özü itibarıyla proletaryanın öncüsünün
"diktatörlüğü", proletaryanın temel önder gücü olarak Partisinin
"diktatörlüğü" olduğu söylenebilir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:164)
Bu vesileyle Lenin’in bazı yazılarında neden Parti
Diktatörlüğü kavramını tercih ettiğini bir kez daha görüyoruz. Parti her ne
kadar proletaryadan çıkmış ve onun en bilinçli azınlığı olsa bile iktidarı
kendi sınıfdaşlarıyla paylaşmamaktadır. Parti, Proletarya adına yönetse bile
iktidarın kudretini geniş proleter kitlelerle paylaşmamaktadır. Lenin teorik
çözüm olarak “bunlar karşı karşıya konacak şeyler değildir” demektedir.
"Tek başına
sorunun konuluşu bile", 'parti diktatörlüğü mü yoksa sınıf diktatörlüğü
mü, önderler diktatörlüğü mü (Partisi mi) yoksa kitle diktatörlüğü mü(Partisi
mi), inanılmaz ve umarsız bir düşünce karışıklığının kanıtıdır... Kitlelerin
sınıflara bölündüğünü;... sınıfların, genelde ve çoğunlukla, en azından modern
uygar ülkelerde siyasi partilerce yönetildiğini; siyasi partilerin kural
olarak, en otoriter, en nüfuzlu, en deneyimli, en sorumlu görevlere seçilmiş
olan, lider diye adlandırılan kişilerden oluşan az çok kararlı gruplar
tarafından yönetildiğini herkes bilir ... Kitle diktatörlüğüyle önderler
diktatörlüğünü karşı karşıya koyacak kadar ileri gitmek, gülünç bir zırvadır ve
bir budalalıktır." (Lenin Seçme Eserler, Cilt 10, Sayfa:96-97)
Stalin bu konuda daha da radikal bir tutum takınarak önderler
diktatörlüğünün bile sorun olmayacağına değinmiştir:
“Proletarya diktatörlüğü, ne Parti tarafından önderlik edilmesiyle
("diktatörlük"), ne de önderler tarafından önderlik edilmesiyle
("diktatörlük") çelişmez.” (Stalin,
Leninizmin Sorunları, Sayfa:179-80)
Görüldüğü gibi SSCB’de bütün iktidar Sovyetlerde değil
Partidedir. Şeytanın avukatlığını yaparak bir soru daha sorulalım? SSCB’de
bütün iktidar Parti’de olmayabilir mi?
Bütün İktidar Aslında
Kimde?
Bu soruya yanıt vermek için düşmanlarımızdaki duruma bir göz
atmamız gerekmektedir. Emperyalist kamp içinde mali oligarşi diktatörlüğünü
burjuva parti ve teknokratik politikacılar aracılığıyla icra etmez. Bir vitrin
gibi halkın önüne atılan bu “oyuncuların” karar verme mekanizmalarında bir
ağırlığı yoktur. Tek görevleri promterdan metin okumak olan bu hatipleri güç
olarak lanse etmek çok büyük bir hatadır. Emperyalist kampta politik iktidar ve
hükümet, kampa dahil olan istihbarat servisleridir. İktidarlarını seçim,
burjuva parti, siyasal figürler arkasına gizleyen bu sinsi yapılar emperyalist
kampta politik iktidarın gerçek sahipleridir.
"İstihbarat ne
bilim ne de sanattır. İstihbarat pratik, analitik, görsel zekânın ve
entelektüel kapasitenin sıklıkla ve mecburen kullanıldığı, hem haber toplama
hem de haber analiz faaliyetlerinde zaman içinde edinilen melekeler ve
ustalıkla başarının ortaya konulduğu bir profesyonel meslektir… İstihbarat servisleri, bağlı olduğu devletin
stratejik istihbarat ihtiyacını karşılamak için, kısa-orta-uzun vadeli
stratejik analiz üretmekle görevlidir. Bu
amaç doğrultusunda, bir istihbarat servisi, karar vericiler için bölgesel ve
küresel gelişimleri yakinen izler, toplumsal dinamikleri tahlil eder,
birbirinden bağımsız görünen olaylar arasındaki nedensellik bağını ortaya
çıkararak öngörüde bulmaya çalışır… Stratejik istihbarat üretilmek
istenen sorun veya vaka ile ilgili olarak saha tecrübesi olmayan ve konusuna
hakim olmayan bir personelin, hatalı analizlere bulunması oldukça olasıdır. Siyasi karar vericilerin, ulusal güvenlik
ile ilgili alacakları kararlar hayati niteliğe sahiptir. Bu nedenle karar
verici, en isabetli kararı verebilmek için doğru, güvenilir ve vereceği
kararlar ile ilgili yol gösterici nitelikte bilgiye ihtiyaç duyar. İşte bu tür
hassas kararların alınması noktasında, stratejik istihbarat, devlet
yöneticilerinin ihtiyaç duyduğu söz konusu tüm hassas bilgiler bütünü olarak
kabul edilebilir... Bu itibarla Kent, stratejik istihbaratı; "politika
yapıcılar ve karar alıcıların rakip ve dost devletlere karşı, kendi politika ve
taahhütlerine, zarar vermeyecek şekilde sürekli sahip olunması gereken bilgi
türü" şeklinde tanımlamaktadır. Bu
tanımda karar vericiler için kendi devletlerinin yanı sıra müttefiklerinin de
çıkarları için en isabetli kararların almasını sağlayacak olan bilgiye sürekli
olarak sahip olunması vurgusuna dikkat çekmekte fayda bulunmaktadır." (Ali Burak Darıcılı, İstihbarat
101)
Siyasal karar vericiler için bilinmezliği ve tehlikeyi
azaltmak için ‘entelektüel’ faaliyete girişen bu meslek erbapları ‘zekalarını’
ön plana da koyarak politik satha müdahil olmaktadırlar. Yukarıda alıntısını
verdiğim akademisyenin formülasyonu içinde politik alana dahil kısımlar
bulunmaktadır. Haliyle istihbarat servisleri emperyalist kampta siyasal karar
vericilere yardımcı olmak maskesiyle politikacıları yönetmektedir. Emperyalist
kampta politikacılar istihbaratçıların kuklasıdır. Emperyalist kamp
politikacılarının kitap okumaktan bile aciz olduğunu biliyoruz. Verdikleri
röportajlarda “kitap değil onların özetlerini okuyorum” diyecek kadar hayattan
kopuklar. Bir kitap okuma iradesine sahip olmayandan politik iktidara sahip
olmasını beklemek gülünç bir durum olacaktır.
Emperyalist kampta durum böyleyken sosyalist kampta durum
nitelik açısından oldukça farklıdır. Sosyalist kampta iktidar Öncü Parti ve
sosyalizme adanmış istihbarat servisi arasında paylaşılır. Paylaşımdaki kuvvet
dağılımı verili ilişkiler içinde belirlenir. Lakin tarihten edindiğimiz
bilgiler ışında KGB ve öncellerinin politik iktidardaki etkisi partiden her
zaman daha güçlü hissedilmiştir. Bundan dolayı ‘bütün iktidar KGB’ye’ sloganı ‘bütün
iktidar Sovyetlere’ şiarından binlerce kez daha doğrudur.
KGB’nin Olmadığı Yerde
Komünizm Olmaz
Hayat çoğunlukla kitabi olanla birebir uyuşmaz. Teorik
önermelerimiz pratik tarafından sınanır ve ummadığımız şekilde değillenebilir.
Teori ve pratik uyuşmazlığın görüldüğü örneklerden biri de “öncü parti”
anlayışıdır. Parti, pratiğin acımasız okulundan edindiği bilgiyle öncülüğü
kendi başına yapamayacağını gördü. Bunu SBKP örneğinde incelememiz için devrimin en başına dönmemiz gerekmektedir. Sovyet Rusya iç savaş ve sonrasında ölümcül
sorunlarla karşılaştı ve bunları çözmek için girişimlerde bulundu. Normal bir
devletin atlatamayacağı sorunları(emperyalist işgal, açlık, karşı devrimci
ayaklanmalar, hükümet ortaklarının ihaneti, gerici ulusal hareketler, sabotaj,
vurgunculuk vb.) oldukça kısa bir sürede çözmesi gerekti. Bütün bu olağanüstü
durumda Parti bu tarz sorunlarla ilgilenmesi ve çözmesi için Çeka’yı kurdu. “Sosyalist
Anayurt Tehlikededir!” kararnamesiyle göreve başlayan Çekistlerden sosyalist
ideolojiye hakim olması bekleniyordu.
"Dzerjinski, bu
örgütün saflarını ideolojik olgunlukta ve kendini adamış insanlarla
sıklaştırmaya gayret ediyor ve siyasi farkındalığın artırılması ihtiyacına
vurgu yapıyordu." (Bir Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama
Yayınları)
"Hayatının sonuna
dek Veçeka-OGPU'nun (Devlet Siyasi Dairesi) başkanı olarak kaldı. Oradaki
görevini, yıllarca başka önemli Parti, hükümet ve siyaset görevleri ile
birleştirmişti...Dzerjinski Parti ve
hükümet çalışmalarının başka önemli dallarında da öncülük etmişti.
Emperyalist savaşta ve İç Savaş'ta büyük hasar gören ulaşım sisteminin yeniden
inşasına ve sanayileşmenin ilerlemesine olan katkıları paha biçilmezdir. Bu "ilk Çekalı", barış yıllarında
ekonominin en seçkin idarecilerinden biri oldu. Dzerjinski'nin adı yeni
sosyalist toplumdaki ilk büyük fabrikaların yapımıyla ve pek çok önemli maden
kaynağının keşfedilip çıkarılmasıyla birlikte anılmaktadır. Sovyet traktör
yapımının, tarım makinesi yapımının, Sovyet endüstrisinin kimya, radyoteknik,
savunma, uçak ve diğer dallarının temelinin atılmasında yer aldı ve ülkenin ekonomi
ve savunma yeteneğinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulundu." (Bir
Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)
Görüldüğü gibi KGB’nin önceli Çeka ve OGPU bir zor aygıtından
öte görevler üstlenmiştir. Görev yetki alanı salt politik alana dahil olmaktan
öte ekonomik alanı da kapsamaktadır. Öncü Partinin çok ötesinde bir uzmanlığa
ve bilgiye sahip Çekistler haliyle gücünü Parti üstünde de göstermişlerdir.
Lenin, Çeka’nın hakkını temsil ederek bu istihbarat servisinin ‘proletarya
diktatörlüğünün doğrudan uygulayıcısı’ olduğunu söylemiştir. Lenin Çeka
hakkındaki görüşüyle üstü kapalı bir şekilde iktidarı ve öncülüğü Çeka(siz ona
KGB deyin) paylaştığını kabul ediyordu.
“Lenin şöyle konuştu:
"Bizim için önemli olan Çeka'nın
proletarya diktatörlüğünü doğrudan uygulamaya koymasıdır ve bu açıdan
bakıldığında çalışmaları çok ama çok değerlidir. Halkı kurtarmanın,
sömürücüleri zor yoluyla bastırmaktan başka yolu yoktur. Çeka'nın yaptığı şey
budur ve bunun altında proletaryanın çıkarları yatmaktadır…Lenin, Aralık
1921'de yapılan Dokuzuncu Tüm Rusya Sovyetler Kongresi'ne sunduğu raporda,
sosyalist bir devlette devletin güvenliğinden sorumlu bir organın daimi
varlığına duyulan ihtiyaç üzerine önemli bir teorik tezi formüle ediyordu: "Dünyada sömürenler var olduğu
sürece... böyle bir kurum olmadan işçi sınıfının iktidarı hayatta kalamaz."
" (Bir Devrim
Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)
Dzerjinski, Çeka’nın öncülüğü Partiyle paylaşması
gerektiğine aşağıdaki naif sözleriyle değinerek bunun resmiyete bürünmesi
gerektiğini bildirmiştir:
"Dzerjinski, Çeka'yı, karşıdevrimle
mücadelesinde Parti'nin güvenilir bir yardımcısı yapmaya çalışmıştır. Şöyle
söylemiştir: "Çeka, bir Merkez Komitesi organı olmalıdır." (Bir
Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)
Bu öncülük paylaşımı SSCB’de ilk kurulduğu andan yıkılışına
kadar devam etmiş ve Parti kadrolarındaki nitelik kaybından ötürü öncülük bayrağı
neredeyse KGB tarafından tek başına taşınmıştır. Günümüzde Rusya Federasyonuna
bakıldığında öncülük konusunda değişen çok bir şey olmadığı görünmektedir. Dzerjinski’nin
devamcıları güçlerini politik alanda hissettirmeye devam ediyorlar. Ne
emperyalist kampta olan ne de kitabi bir şekilde kapitalist olan Rusya
Federasyonu geçmişten gelen zengin birikimiyle kendisini teorik bir kalıba koymaya
çalışanları geçmişte olduğu gibi bugün de zorlamaktadır. Büyük sanayi mülkiyetine dayalı bir istihbarat diktatörlüğü olduğunu
söylemek hatalı bir değerlendirme olmayacaktır. Rusya Federasyonunda yüksek
katlardaki balkonların dili olsa istihbarat orkestrasının çizdiği sınırların
dışına çıkan gruplar ve sınıfların halini anlatsa diye arada düşündüğümüz
oluyor.
İstihbarat organizasyonlarının bir diktatörlüğün kurulması
ve devamı üzerindeki pozitif etkisi tartışmaya açık bir konu değildir. İktidara
gelmek isteyen her sınıf politik iktidarı fethetmek amacıyla çıktığı yolun
başında bir istihbarat örgütüne sahip olmalıdır. Aksi takdirde politik satha etki
etmesi ve iktidarı ele geçirmesi günümüz koşullarında imkansızdır. Dünyanın
neresinde olsun bir Marksist örgüt partisine bağlı ve onla öncülük görevini paylaşmadığı
bir istihbarat örgütüne sahip olmadığı sürece devrim yapma şansı
bulunmamaktadır. Bu önerimi oldukça radikal bulanlar elbette olacaktır lakin
Mao’nun kızıl üs bölgeleri kurup gerilla savaşına başlaması da dönemin Marksizm
anlayışına ve kitabi bilgi setinin ötesinde bir duruma karşılık gelmekteydi.
Dünyadaki Marksist partilerin önünde iki yol bulunmaktadır. Ya
mevcut alışkanlıklarını devam ettirerek politik çalışmalarını yapıp emperyalist
kampın kuklası olmaya devam etmek ya da zincirlerini kırıp dönemin ihtiyaçlarına
göre örgütsel, politik, ideolojik, askeri olarak kendilerini yenilemek. Bunun
orta yolu bulunmamaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.