25 Eylül 2025 Perşembe

Bütün İktidar KGB'ye

 

Bütün İktidar KGB'ye

İdeolojik temellerinden kopmanın sonucu sözde “devrimci” yayınlarının geldiği acınası durumda kendini belli ediyor. Rüzgarda sallanan yaprak misali en ufak bir esintide yalpalayan bu unsurların hazin sonu herkes için belli dersleri de içinde barındırıyor. Ölüyü diriltmemek adına(ölüyle polemik yaptığımız anlamına gelmesin diye) burada adlardan ziyade fikirlere değineceğiz.

Sakat fikre sahip bazıları için Leninizmin çıkış noktası köylü sorunuyken, bazıları için emperyalizmin güdümündeki bir “ulusal” hareketken, bazıları için de kötü bir işçicilik ve yarı mafyöz çeteci bir yapılanmadır. Takdir ederseniz ki zihni yönden efsunlanmış bu kişilere ve arkadaş çevrelerine yapacak bir şey yoktur. Gerçekle bağına ciddi ölçüde kaybetmiş bu sakat toplamın politik alanda üstünü çizerek değinmek istediğimiz konuya yavaş yavaş giriş yapalım.

Leninizmin alameti farikası ve çıkış noktasını birkaç kelimeyle özetlersek buna en uygun tanımın “iktidar sorunu” olduğunu görürüz. İktidar sorununu görmezden gelen, verili bir anda proletaryanın iktidarını ve diktatörlüğünü nasıl inşa edip muhafaza edilmesi gerektiği konusunda kafa yormayan hiçbir özne komünizmin politik alanına dahil olamaz.

Elbette Lenin’in iktidar, öncülük, devlet, proletarya diktatörlüğü üzerine yazıları ve pratik katkıları oldukça değerlidir. Ancak Lenin’de bile proletarya diktatörlüğü kavramı teorik olarak tam anlamıyla hakkıyla işlenmemişken. Günümüzde Leninist anlamda iktidar üzerine düşünmek oldukça önemlidir.

Bilimsel olarak diktatörlük kavramı, hiçbir şeyle sınırlanmamış olan, hiçbir yasayla, kesinlikle hiçbir kuralla engellenmemiş olan, doğrudan doğruya şiddete dayanan iktidardan başka bir anlama gelmemektedir. Bunun ötesinde söylenen her söz gevezeliktir.

"Siyasi egemenliği ele geçirmiş olan sınıf, bunu, ona tek başına sahip olacağı bilinciyle yapmıştır. Bu, proletarya diktatörlüğü kavramının içinde vardır. Bu kavram, ancak sınıf, siyasi iktidarı tek başına eline aldığını ve ne kendini, ne de başkalarını, 'tüm halktan çıkan, genel seçimlerden çıkan, tüm halk tarafından onaylanan' iktidar üzerine boş laflarla aldatmamayı bildiği zaman bir anlam kazanır.” (Bkz. Lenin, Bütün Eserler, C.24, s. 354)

İster kapitalizmle ister sosyalizm altında yönetilsin dünyadaki bütün ülkelerde iktidar bir sınıfın ya da belli sınıfların ortaklığı temelinde kurulmuş bir diktatörlük sistemidir. Son politik süreçte kitlelerin anlamakta zorlandığı hükümetin “yasalara uymamasının” nedeni de küresel mali oligarşik diktatörlüğün yereldeki bir uygulayıcısı olmasıdır. Bu gerçekliği kabul etmeden politika yapmanın imkanı yoktur.

Kapitalizm altında, sömürülen kitlelerin ülkenin yönetimine gerçekten katılması yoktur ve olamaz, çünkü en demokratik durumlarda bile kapitalizm koşulları altında hükümetler halk tarafından değil, tam tersine Rothschild ve Stinnes, Rockefeller ve Morgan'lar tarafından kurulduğundan, tek başına bu bile, kapitalizm koşulları altında sömürülen kitlelerin ülkenin yönetimine gerçekten katılmasının yokluğunu tanıtlamaya yeter. Kapitalizm altında demokrasi, kapitalist bir demokrasidir, sömürülen çoğunluğun haklarının kısıtlanmasına dayanan ve bu çoğunluğa karşı yönelen, sömürücü azınlığın demokrasisidir.”(Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:50)

 

Politika, devrimin programını ve stratejisini verili bir aşama temelinde proletaryanın ana darbesinin doğrultusunu saptamak ve gücünü uygun bir şekilde mevzilemek(ana ve ikincil yedek güçler) için yapılır. Politik hareketlerin kabarış ve alçalmalarını takip etmek bu süreçte son derece önemlidir. Nasıl ki savaş halinde olan ordu, yenilmek istemiyorsa, deneyimli bir kurmay heyetinden vazgeçemezse, politik iktidarı eline geçirmek isteyen/ya da elinde tutan bir sınıfta ordudaki gibi bir kurmay heyeti kurmak zorundadır.  Amansız düşmanlarının pençesinde yok olmak istemeyen bütün sınıflar böyle bir kurmay heyetine tarihte ihtiyaç duymuşlarıdır. SSCB için bu kurmay heyet devrimci parti yani SBKP’de vücut bulmuştur. Teoride ve yazınsal alanda “proletarya, öncü partisi altında diktatörlüğünü gerçekleştirir”. Şiarı neredeyse herkes tarafından kabul görmüştür lakin bu süreç derinlemesine, dikkatli ve sorgulayıcı bir gözle incelendiğinde gerçeğin biraz farklı olduğunu görüyoruz. SBKP(bu adı almadan önceki bütün adları dahil) öncülük görevini KGB’yle(bundan önceki bütün adları dahil) paylaştığını ve fiiliyatta “bütün iktidarın Sovyetlerde” olmadığını kabul etmemiz gerekir.

 

Lenin’in İktidar ve Proletarya Diktatörlüğü Üzerine Girmekten Kaçındığı Alanlar

 

"Proletarya diktatörlüğü", emekçilerin öncüsü proletarya ile, emekçilerin proleter olmayan çok sayıdaki katmanları (küçük burjuvazi, küçük mülk sahipleri. köylülük, aydınlar, vb.) arasındaki, ya da bunların çoğunluğu arasındaki sınıf ittifakının; sermayeye karşı ittifakın, sermayeyi tamamen devirmek, burjuvazinin direncini ve onun restorasyon girişimlerini tamamen bastırmak amacıyla bir ittifakın, sosyalizmin kesin kuruluşunu ve sağlamlaştırılmasını amaçlayan bir ittifakın özel bir biçimidir.(Bkz. Lenin, Bütün Eserler, C.24, s. 311, Rusça)"

 

Siyaset bilimin genel kabulüne göre: “Diktatörlük, bir sınıfın başka bir sınıfla ittifakı değildir.” Lenin burada proletarya ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğü yerine direkt ‘Proletarya Diktatörlüğü’ kavramı altında bu kavramın bir sınıf ittifakı altında olduğuna değiniyor. Zamanında SBKP içinde de kafa karışıklığına neden olan bu tartışma Stalin’in çok hoşuna gitmemiştir. Bu sorunu çokta temellendirmeden şu sözlerle kapatmayı Stalin tercih etmiştir:

“Proletarya diktatörlüğünün bu formülasyonunun tamamen arkasındayım, çünkü inanıyorum ki bu formülasyon, Lenin'in az önce aktarılan formülasyonuyla tamamen çakışmaktadır.”(Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:157)

 

Parti içinden gelen baskılar sonucu Stalin, Lenin’de ‘Proletarya diktatörlüğü’ konusunda birbiriyle çelişen görüşler olduğunu ve bazı yazılarında Parti Diktatörlüğü tabirini kullandığını şu alıntısıyla kabul etmektedir:

“Ve beşincisi ise, Lenin Derlemesi, cilt lll'te "Tek Parti Diktatörlüğü" ara başlığı altında yayımlanmış olan, proletarya diktatörlüğüne ilişkin bir plan taslağıdır...Bütün bunlar neyi gösteriyor? Şunları: a) Lenin'in, "Parti diktatörlüğü" formülünü kusursuz ve tam saymadığını, bundan dolayıdır ki, bu formülün Lenin'in yapıtlarında pek seyrek olarak kullanıldığını gösteriyor.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:181)

 

İşin ilginç yanı verili tartışmada Lenin’e laf söyletmemek için Stalin de “Parti Diktatörlüğü” fikrini kabul ediyor:

Bu anlamda, proletarya diktatörlüğünün, özü itibarıyla proletaryanın öncüsünün "diktatörlüğü", proletaryanın temel önder gücü olarak Partisinin "diktatörlüğü" olduğu söylenebilir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:164)

 

Stalin bu tartışmada yanlış bir politik tutum takınmamıştır. Politik olarak devrimci çizgide SBKP’de mücadele eden Stalin’e yüklenmek yerine sorunun neden kaynaklandığını anlamamız gerekmektedir. Bu sorun öncülük ve diktatörlük üzerine hakikatin gizlenmesinden kaynaklanmaktadır.

 

Bütün İktidar Gerçekten Sovyetlerde mi?

 

Kont Strutynsky'nin anılarında, I. Nikolay'ın Puşkin'e hitaben söylediği şu sözlere yer verir:

"Rusya gibi bir ülkede... iktidar birleştirici, uyumlu, eğitici olmalı ve uzun süre... otokratik kalmalı... ki Tanrı tarafından bahşedilmiş bir mutlak güç olarak görülsün... Tüm lise ve lise öğrencilerinin cumhuriyetçi hayalleri, üniversite dersliklerinin acemi düşünürleri! Görünüşte görkemli ve güzeller; özünde ise acınası ve zararlılar! Cumhuriyet bir ütopyadır... ...sonuçta her zaman diktatörlüğe yol açar... Bir ülkenin gücü, iktidarın yoğunlaşmasında yatar; çünkü herkesin yönettiği yerde, kimse yönetmez.”

Tarihin yüz karası figürlerinden biri de olsa I. Nikolay’ın hakkını vermemiz gerekir. Kendisi kesinlikle bilimsel düzeyde siyasetten anlayan biridir. Günümüzde I. Nikolay kadar entelektüel derinliği olan kişiler karar verici mekanizmalarda yer almamaktadır. Nikolay’ın Cumhuriyet konusundaki sözleri oldukça gerçekçidir. Günümüzde tabandan demokrasi kisvesi altında ortaya çıkan sağcı ve karşı devrimci görüşlerin anlamsızlığını I. Nikolay oldukça iyi bir şekilde tespit etmiştir.

Haliyle bir iktidar ya da diktatörlük, STK’lar, Demokratik Kitle Örgütleri, Sivil Toplum vasıtasıyla icra edilemez. Bunun tersini kabul etmek politik olarak sağda konum almak demektir. O zaman Sovyetlerin politik olarak neye karşılık geldiğini Stalin’in sözleriyle açıklayalım:

Sovyetler, ve bu örgütleri çevreleyen ve onları halkla bağlayan, kendiliğinden ortaya çıkmış çok sayıdaki, emekçilerin kitle dernekleridir. Sovyetler kent ve kırdaki tüm emekçilerin kitle örgütleridir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:161)

 

Proletarya diktatörlüğü sistemindeki görevi “volan kayışı” ve “kaldıraç” olan kurumların iktidar olamayacağı tartışmaya açık bir konu değildir. Görevi öncüye güvenmek ve onaylamak olan kurumlara erklik atfetmek oldukça anlamsızdır.

 

“Yani: Partiyi -herşeyden önce üretim alanında- sınıfla bağlayan proletaryanın kitle örgütü olarak sendikalar; Partiyi, herşeyden önce devlet yönetimi alanında emekçilerle bağlayan emekçilerin kitle örgütleri olarak Sovyetler...proletarya diktatörlüğü sisteminde temel önder güç olarak Parti - işte genel olarak "diktatörlük mekanizması"nın, "proletarya diktatörlüğü sistemi"nin tablosu budur. Temel önder güç olarak Parti olmaksızın, az buçuk istikrarlı ve sağlam bir proletarya diktatörlüğü mümkün değildir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:163)

 

Bu anlamda, proletarya diktatörlüğünün, özü itibarıyla proletaryanın öncüsünün "diktatörlüğü", proletaryanın temel önder gücü olarak Partisinin "diktatörlüğü" olduğu söylenebilir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:164)

Bu vesileyle Lenin’in bazı yazılarında neden Parti Diktatörlüğü kavramını tercih ettiğini bir kez daha görüyoruz. Parti her ne kadar proletaryadan çıkmış ve onun en bilinçli azınlığı olsa bile iktidarı kendi sınıfdaşlarıyla paylaşmamaktadır. Parti, Proletarya adına yönetse bile iktidarın kudretini geniş proleter kitlelerle paylaşmamaktadır. Lenin teorik çözüm olarak “bunlar karşı karşıya konacak şeyler değildir” demektedir.

"Tek başına sorunun konuluşu bile", 'parti diktatörlüğü mü yoksa sınıf diktatörlüğü mü, önderler diktatörlüğü mü (Partisi mi) yoksa kitle diktatörlüğü mü(Partisi mi), inanılmaz ve umarsız bir düşünce karışıklığının kanıtıdır... Kitlelerin sınıflara bölündüğünü;... sınıfların, genelde ve çoğunlukla, en azından modern uygar ülkelerde siyasi partilerce yönetildiğini; siyasi partilerin kural olarak, en otoriter, en nüfuzlu, en deneyimli, en sorumlu görevlere seçilmiş olan, lider diye adlandırılan kişilerden oluşan az çok kararlı gruplar tarafından yönetildiğini herkes bilir ... Kitle diktatörlüğüyle önderler diktatörlüğünü karşı karşıya koyacak kadar ileri gitmek, gülünç bir zırvadır ve bir budalalıktır." (Lenin Seçme Eserler, Cilt 10, Sayfa:96-97)

Stalin bu konuda daha da radikal bir tutum takınarak önderler diktatörlüğünün bile sorun olmayacağına değinmiştir:

“Proletarya diktatörlüğü, ne Parti tarafından önderlik edilmesiyle ("diktatörlük"), ne de önderler tarafından önderlik edilmesiyle ("diktatörlük") çelişmez.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa:179-80)

Görüldüğü gibi SSCB’de bütün iktidar Sovyetlerde değil Partidedir. Şeytanın avukatlığını yaparak bir soru daha sorulalım? SSCB’de bütün iktidar Parti’de olmayabilir mi?

 

Bütün İktidar Aslında Kimde?

 

Bu soruya yanıt vermek için düşmanlarımızdaki duruma bir göz atmamız gerekmektedir. Emperyalist kamp içinde mali oligarşi diktatörlüğünü burjuva parti ve teknokratik politikacılar aracılığıyla icra etmez. Bir vitrin gibi halkın önüne atılan bu “oyuncuların” karar verme mekanizmalarında bir ağırlığı yoktur. Tek görevleri promterdan metin okumak olan bu hatipleri güç olarak lanse etmek çok büyük bir hatadır. Emperyalist kampta politik iktidar ve hükümet, kampa dahil olan istihbarat servisleridir. İktidarlarını seçim, burjuva parti, siyasal figürler arkasına gizleyen bu sinsi yapılar emperyalist kampta politik iktidarın gerçek sahipleridir.

"İstihbarat ne bilim ne de sanattır. İstihbarat pratik, analitik, görsel zekânın ve entelektüel kapasitenin sıklıkla ve mecburen kullanıldığı, hem haber toplama hem de haber analiz faaliyetlerinde zaman içinde edinilen melekeler ve ustalıkla başarının ortaya konulduğu bir profesyonel meslektir… İstihbarat servisleri, bağlı olduğu devletin stratejik istihbarat ihtiyacını karşılamak için, kısa-orta-uzun vadeli stratejik analiz üretmekle görevlidir. Bu amaç doğrultusunda, bir istihbarat servisi, karar vericiler için bölgesel ve küresel gelişimleri yakinen izler, toplumsal dinamikleri tahlil eder, birbirinden bağımsız görünen olaylar arasındaki nedensellik bağını ortaya çıkararak öngörüde bulmaya çalışır Stratejik istihbarat üretilmek istenen sorun veya vaka ile ilgili olarak saha tecrübesi olmayan ve konusuna hakim olmayan bir personelin, hatalı analizlere bulunması oldukça olasıdır. Siyasi karar vericilerin, ulusal güvenlik ile ilgili alacakları kararlar hayati niteliğe sahiptir. Bu nedenle karar verici, en isabetli kararı verebilmek için doğru, güvenilir ve vereceği kararlar ile ilgili yol gösterici nitelikte bilgiye ihtiyaç duyar. İşte bu tür hassas kararların alınması noktasında, stratejik istihbarat, devlet yöneticilerinin ihtiyaç duyduğu söz konusu tüm hassas bilgiler bütünü olarak kabul edilebilir... Bu itibarla Kent, stratejik istihbaratı; "politika yapıcılar ve karar alıcıların rakip ve dost devletlere karşı, kendi politika ve taahhütlerine, zarar vermeyecek şekilde sürekli sahip olunması gereken bilgi türü" şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımda karar vericiler için kendi devletlerinin yanı sıra müttefiklerinin de çıkarları için en isabetli kararların almasını sağlayacak olan bilgiye sürekli olarak sahip olunması vurgusuna dikkat çekmekte fayda bulunmaktadır." (Ali Burak Darıcılı, İstihbarat 101)

Siyasal karar vericiler için bilinmezliği ve tehlikeyi azaltmak için ‘entelektüel’ faaliyete girişen bu meslek erbapları ‘zekalarını’ ön plana da koyarak politik satha müdahil olmaktadırlar. Yukarıda alıntısını verdiğim akademisyenin formülasyonu içinde politik alana dahil kısımlar bulunmaktadır. Haliyle istihbarat servisleri emperyalist kampta siyasal karar vericilere yardımcı olmak maskesiyle politikacıları yönetmektedir. Emperyalist kampta politikacılar istihbaratçıların kuklasıdır. Emperyalist kamp politikacılarının kitap okumaktan bile aciz olduğunu biliyoruz. Verdikleri röportajlarda “kitap değil onların özetlerini okuyorum” diyecek kadar hayattan kopuklar. Bir kitap okuma iradesine sahip olmayandan politik iktidara sahip olmasını beklemek gülünç bir durum olacaktır.

 

Emperyalist kampta durum böyleyken sosyalist kampta durum nitelik açısından oldukça farklıdır. Sosyalist kampta iktidar Öncü Parti ve sosyalizme adanmış istihbarat servisi arasında paylaşılır. Paylaşımdaki kuvvet dağılımı verili ilişkiler içinde belirlenir. Lakin tarihten edindiğimiz bilgiler ışında KGB ve öncellerinin politik iktidardaki etkisi partiden her zaman daha güçlü hissedilmiştir. Bundan dolayı ‘bütün iktidar KGB’ye’ sloganı ‘bütün iktidar Sovyetlere’ şiarından binlerce kez daha doğrudur.

KGB’nin Olmadığı Yerde Komünizm Olmaz

Hayat çoğunlukla kitabi olanla birebir uyuşmaz. Teorik önermelerimiz pratik tarafından sınanır ve ummadığımız şekilde değillenebilir. Teori ve pratik uyuşmazlığın görüldüğü örneklerden biri de “öncü parti” anlayışıdır. Parti, pratiğin acımasız okulundan edindiği bilgiyle öncülüğü kendi başına yapamayacağını gördü. Bunu SBKP örneğinde incelememiz için devrimin en başına dönmemiz gerekmektedir. Sovyet Rusya iç savaş ve sonrasında ölümcül sorunlarla karşılaştı ve bunları çözmek için girişimlerde bulundu. Normal bir devletin atlatamayacağı sorunları(emperyalist işgal, açlık, karşı devrimci ayaklanmalar, hükümet ortaklarının ihaneti, gerici ulusal hareketler, sabotaj, vurgunculuk vb.) oldukça kısa bir sürede çözmesi gerekti. Bütün bu olağanüstü durumda Parti bu tarz sorunlarla ilgilenmesi ve çözmesi için Çeka’yı kurdu. “Sosyalist Anayurt Tehlikededir!” kararnamesiyle göreve başlayan Çekistlerden sosyalist ideolojiye hakim olması bekleniyordu.

"Dzerjinski, bu örgütün saflarını ideolojik olgunlukta ve kendini adamış insanlarla sıklaştırmaya gayret ediyor ve siyasi farkındalığın artırılması ihtiyacına vurgu yapıyordu." (Bir Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)

"Hayatının sonuna dek Veçeka-OGPU'nun (Devlet Siyasi Dairesi) başkanı olarak kaldı. Oradaki görevini, yıllarca başka önemli Parti, hükümet ve siyaset görevleri ile birleştirmişti...Dzerjinski Parti ve hükümet çalışmalarının başka önemli dallarında da öncülük etmişti. Emperyalist savaşta ve İç Savaş'ta büyük hasar gören ulaşım sisteminin yeniden inşasına ve sanayileşmenin ilerlemesine olan katkıları paha biçilmezdir. Bu "ilk Çekalı", barış yıllarında ekonominin en seçkin idarecilerinden biri oldu. Dzerjinski'nin adı yeni sosyalist toplumdaki ilk büyük fabrikaların yapımıyla ve pek çok önemli maden kaynağının keşfedilip çıkarılmasıyla birlikte anılmaktadır. Sovyet traktör yapımının, tarım makinesi yapımının, Sovyet endüstrisinin kimya, radyoteknik, savunma, uçak ve diğer dallarının temelinin atılmasında yer aldı ve ülkenin ekonomi ve savunma yeteneğinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulundu." (Bir Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)

Görüldüğü gibi KGB’nin önceli Çeka ve OGPU bir zor aygıtından öte görevler üstlenmiştir. Görev yetki alanı salt politik alana dahil olmaktan öte ekonomik alanı da kapsamaktadır. Öncü Partinin çok ötesinde bir uzmanlığa ve bilgiye sahip Çekistler haliyle gücünü Parti üstünde de göstermişlerdir. Lenin, Çeka’nın hakkını temsil ederek bu istihbarat servisinin ‘proletarya diktatörlüğünün doğrudan uygulayıcısı’ olduğunu söylemiştir. Lenin Çeka hakkındaki görüşüyle üstü kapalı bir şekilde iktidarı ve öncülüğü Çeka(siz ona KGB deyin) paylaştığını kabul ediyordu.

 

“Lenin şöyle konuştu: "Bizim için önemli olan Çeka'nın proletarya diktatörlüğünü doğrudan uygulamaya koymasıdır ve bu açıdan bakıldığında çalışmaları çok ama çok değerlidir. Halkı kurtarmanın, sömürücüleri zor yoluyla bastırmaktan başka yolu yoktur. Çeka'nın yaptığı şey budur ve bunun altında proletaryanın çıkarları yatmaktadır…Lenin, Aralık 1921'de yapılan Dokuzuncu Tüm Rusya Sovyetler Kongresi'ne sunduğu raporda, sosyalist bir devlette devletin güvenliğinden sorumlu bir organın daimi varlığına duyulan ihtiyaç üzerine önemli bir teorik tezi formüle ediyordu: "Dünyada sömürenler var olduğu sürece... böyle bir kurum olmadan işçi sınıfının iktidarı hayatta kalamaz."

" (Bir Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)

Dzerjinski, Çeka’nın öncülüğü Partiyle paylaşması gerektiğine aşağıdaki naif sözleriyle değinerek bunun resmiyete bürünmesi gerektiğini bildirmiştir:

"Dzerjinski, Çeka'yı, karşıdevrimle mücadelesinde Parti'nin güvenilir bir yardımcısı yapmaya çalışmıştır. Şöyle söylemiştir: "Çeka, bir Merkez Komitesi organı olmalıdır." (Bir Devrim Kahramanı Feliks Dzerjinski, Yazılama Yayınları)

 

Bu öncülük paylaşımı SSCB’de ilk kurulduğu andan yıkılışına kadar devam etmiş ve Parti kadrolarındaki nitelik kaybından ötürü öncülük bayrağı neredeyse KGB tarafından tek başına taşınmıştır. Günümüzde Rusya Federasyonuna bakıldığında öncülük konusunda değişen çok bir şey olmadığı görünmektedir. Dzerjinski’nin devamcıları güçlerini politik alanda hissettirmeye devam ediyorlar. Ne emperyalist kampta olan ne de kitabi bir şekilde kapitalist olan Rusya Federasyonu geçmişten gelen zengin birikimiyle kendisini teorik bir kalıba koymaya çalışanları geçmişte olduğu gibi bugün de zorlamaktadır. Büyük sanayi mülkiyetine dayalı bir istihbarat diktatörlüğü olduğunu söylemek hatalı bir değerlendirme olmayacaktır. Rusya Federasyonunda yüksek katlardaki balkonların dili olsa istihbarat orkestrasının çizdiği sınırların dışına çıkan gruplar ve sınıfların halini anlatsa diye arada düşündüğümüz oluyor.

 

İstihbarat organizasyonlarının bir diktatörlüğün kurulması ve devamı üzerindeki pozitif etkisi tartışmaya açık bir konu değildir. İktidara gelmek isteyen her sınıf politik iktidarı fethetmek amacıyla çıktığı yolun başında bir istihbarat örgütüne sahip olmalıdır. Aksi takdirde politik satha etki etmesi ve iktidarı ele geçirmesi günümüz koşullarında imkansızdır. Dünyanın neresinde olsun bir Marksist örgüt partisine bağlı ve onla öncülük görevini paylaşmadığı bir istihbarat örgütüne sahip olmadığı sürece devrim yapma şansı bulunmamaktadır. Bu önerimi oldukça radikal bulanlar elbette olacaktır lakin Mao’nun kızıl üs bölgeleri kurup gerilla savaşına başlaması da dönemin Marksizm anlayışına ve kitabi bilgi setinin ötesinde bir duruma karşılık gelmekteydi.

 

Dünyadaki Marksist partilerin önünde iki yol bulunmaktadır. Ya mevcut alışkanlıklarını devam ettirerek politik çalışmalarını yapıp emperyalist kampın kuklası olmaya devam etmek ya da zincirlerini kırıp dönemin ihtiyaçlarına göre örgütsel, politik, ideolojik, askeri olarak kendilerini yenilemek. Bunun orta yolu bulunmamaktadır.