23 Ocak 2025 Perşembe

Caligula: Devrimci Bir Halk İmparatoru

 

Tarih bir yanıyla yeniden kurmadır. Her nesil tarihi kendi ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirir. Savaş politikaya tabi olmadığı takdirde doğru stratejilerin çizilmesi olanaklı değildir; tarih boyunca bu sadece basiretli yönetimlerin harcı olmuştur. Savaşmak bireylerin ve toplumların zihinsel anlamda her zaman hazır olmadıkları bir şeydir.  Her mücadele önce zihinde kazanılır. Ama zihinsel süreç tabii ki sadece bir ön koşuldur, daha doğrusu gerekli koşuldur ama yeterli değildir. Ayrıca kazanma azminin doğru yönlendirilmesi gerekir. Koşulları hesaba katmayan savaş azmi çoğu zaman yenilginin en kestirme yoludur. Yenilginin bir yönü mücadele azminin kırılması ise, diğer bir yanı artık alternatif yaratılamayacak duruma gelinmesidir. Aslında bu askerlik kadar siyasette de geçerlidir. Alternatif yaratamayan sahneden çekilmek zorundadır. Savaş salt muharebeler demek değildir; diplomasi, güç oluşturulması, gücün kurumsal olarak idaresi, sevki de savaşın ayrılmaz parçalarıdır. Diplomasi ve sınıfsal ittifaklar savaşların sonucunu tayin etmede büyük rol oynar. Sınıfsal ittifakla destek almak ve karşı tarafın ittifaklarını bozabilmek, özenli ve sürekli çalışma ister. Bir komutan elindeki olanaklara, hasmının olanaklarına, coğrafi faktörlere ve diğer kıstaslara bakarak, öncelikle nasıl savaşacağına karar vermek zorundadır.  Bu aslında çok aşikar bir konu gibidir: Güçlü olan kazanır. Ne var ki hayat çok farklı durumlar yaratır. Zayıf görünen tarafın kazandığı muharebelerin sayısı inanılmayacak kadar çoktur. Keza savaşı kaybettiği düşünülen komutanların aslında savaşı kazandığı sayısız örnek mevcuttur. Bir savaşı kimin kazanıp kimin kaybettiğine kararı zaman yani tarih vermektedir.

Bundan dolayı bugün tarihin hükmüyle zafer kazandığı anlaşılan pleblerin ve kölelerin müttefiki efsane monark Caligula’nın aristokrasiyle mücadelesini inceleyeceğiz.

Caligula: Aristokrasinin değil Roma halkının imparatoru

İlk bakışta kulağa oldukça garip geldiğinin farkındayız lakin Caligula’nın tarihsel düşmanları ve günümüzün egemen sınıfları tarafından şeytanlaştırılması sonucu çoğunluğun Caligula hakkında yanlış düşüncelere sahip olduğunu söylemek zorundayız. Caligula ne deliydi ne de çılgın. Kendisi yaşadığı dönemde aristokrasiyi yok etmeye çalışan bir halk önderiydi. Caligula tam da halk önderi olma misyonundan dolayı şeytanlaştırılmış ve egemen sömürücü sınıflar tarafından “deli” ilan edilmiştir. Peki Caligula'nın akıl hastası olduğu fikrini ilk kim ortaya atmıştır? Antik yazarların mevcut eserleri arasında bu iddiayı ilk ortaya atan Suetonius'tur. Aristokrasinin azgın bir savunucusu olan bu antik “tarihçi” bozuntusunun iddiaları günümüzde de oldukça yaygındır. Ancak bunun gerçeklikle hiçbir alakası bulunmamaktadır. Caligula şayet deli olaydı Roma yasalarına göre imparator olamazdı ve deli olduğu anlaşıldığında suikasta uğramak yerine görevden azledilmesi gerekirdi.

 

“Konu Roma hukukunda da ele alınmıştı. Cinayet, vatana ihanet (maiestas), iftira ve mal hasarıyla ilgili bir dizi metin, “akıl hastalarının” (furiosi, insani) eylemlerinden yasal olarak sorumlu olmadıklarını beyan eder. Hukuk bilgini Pegasus, “Aklı başında olmayan bir kişide hangi suç... bulunabilir?” diye sorar (Dig. 9.2.5.2). Hatta akıl sağlığı yerinde olmayan birinin işlediği suçlarda, cezayı hak edenin failin kendisi değil, onu gözetmeyenler olduğu özellikle belirtilir. Caligula örneğinde durumu nasıl hayal etmeliyiz? Mantıksız davranan, konuşması anlaşılmaz, gerçeklik algıları bozulmuş ve bu durumda, onu durdurmak için kimsenin müdahalesi olmadan her türlü suçu işleyen bir Roma imparatoru olduğunu mu varsayıyoruz? Eğer öyleyse, bir delilik suçlaması imparatora değil, onu çevreleyen topluma yöneltilmeliydi: öncelikle ve en önemlisi, kararlarını uygulayan Senato, talimatlarını izleyen Roma'daki yargıçlar ve emirlerine uyan İmparatorluktaki askeri komutanlar ve valiler. Ayrıca, emriyle muazzam meblağları yeniden tahsis eden hazine memurlarına, onu her gün gören ve ona tavsiyelerde bulunan insanlara ve son olarak da Sirk ve tiyatroda onu alkışlayan Roma halkına da suç atılırdı. Eğer Caligula deliyse, neden sessizce halkın gözünden uzaklaştırılıp bir hekimin bakımı altına alınmadı - tıpkı daha sonraki Avrupa tarihindeki yöneticiler akıl hastası olduklarında yapıldığı gibi?” (Aloys Winterling, Caligula: Biography)

 

Suetonius gibi azgın halk düşmanlarının Caligula’ya açtığı itibar suikastı şu anda günümüzde de devam etmektedir. Binlerce yıl önce yaşamış bir Roma imparatoru neden günümüzde mali oligarşi ve ona bağlı kapitalist sınıfın kalemşörleri, psikologları ve sosyal bilimler uzmanlarının hedefindedir? Alemin derdi binlerce yıl geçmesine rağmen neden hala Caligula’dır? Ludwig Quidde’den Yalçın Küçük’e oradan Sabancıların psikolog gelinlerine neden tarih boyunca herkes Caligula’ya vurmaya çalışmaktadır? O zaman şimdi binlerce yıldır Caligula’ya karşı devam eden bir savaşın seyrini ve argümanlarını incelemeye başlayalım. Binlerce yıldır devam eden yalan rüzgarındaki ilk yalana bir bakalım.

Caligula’ya Karşı Binlerce Yıldır Devam Eden Pskilojik Harp

Caligula’nın delilik emarelerinin kanıtı olarak sık sık dillendirilen: “Atı Incitatus’u senatoya konsül olarak ataması, Poseidon’a savaş açması, Kendi Tanrı olarak ilan etmesi, Kız kardeşi Drusilla ile olan ensest ilişkisi, Halktan rastgele insan seçip vahşi hayvanlarla dövüştürmesi, Senatörlerin eşlerini genelevlerde çalıştırması, Yüzen köprü projesi ve Halkı aç bırakması” iddialar acaba ne kadar doğru? Bu olayı anlamak için Caligula’yla aristokrasi arasındaki sınıfsal çatışmaya göz atmak gerekir. Caligula'nın hayatına karşı geniş tabanlı bir komplo 39 yılının ortalarında gerçekleşti ve buna Roma aristokrasisinin birçok üyesi katıldı, bunlar arasında Germania'daki önemli bir askeri komutan, imparatorun kız kardeşleri, senatörler arasındaki en yakın sırdaşı ve görevdeki konsüller de vardı. Bu, imparatorun hayatını tehdit eden ve senatörlük düzeyindeki diğer üyelere karşı davranışlarını temelden değiştiren oldukça dramatik bir olaydı. Bu olaydan sonra aristokrasi ve Caligula’nın sınıfsal dayanakları arasında(plebler ve köleler) antagonist bir çatışma başlamıştır. Caligula’nın şahsına yapılan bu tarz iftiralar aslında pleblerin ve kölelerin Roma’da iktidarı alma mücadelesinden kaynaklanmaktadır.

Yalan 1: Caligula deli olduğu için atı Incitatus’u senatoya konsül olarak ataması

Bu olay, Caligula'nın konsül(aristokrat) "dostlarının" komplolarına verdiği ikinci tepkiydi. İmparator ve aristokrasi arasındaki dostluk iddiasını alaycı bir aşağılama olarak ifşa ediyordu. Senatörlerin evleri, hizmetçileri ve akşam yemeği servisleri, sosyal statülerinin merkezi bir göstergesiydi ve kısmen israfçı ziyafetlerde sunulan yıkıcı bir rekabetin bir parçasıydı. Konsüllük görevini başarmak, bir aristokratın kariyerinin en önemli hedefi olmaya devam etti. İmparatorun atını görkemli bir evle donatması ve ona konsüllük görevini bahşetmesiyle, aristokratların hayatlarının temel amacını hicvetti ve alay konusu yaptı. Caligula, atını toplumun en üst düzey üyeleriyle aynı seviyeye koydu ve dolaylı olarak onları bir atla eşitledi. Romalı konsolosların sembolik olarak değersizleştirilmesinin yanı sıra, Caligula'nın Incitatus'u konsül olarak ataması başka bir mesaj daha gönderiyordu: İmparator istediği kişiyi konsüllüğe atayabilir; konsüller imparatorun lütfu sayesinde konsüldür. Ancak bir birey asgari gerekliliklere sahipse -üçüncü özgür doğmuş nesilde ve kusursuz karakterde olmak- bu hiyerarşi içindeki konumu artık imparator tarafından belirleniyordu. Aslında imparator, ingenuitas(özgür doğan kişi) haklarını bile verebilir ve böylece köle olarak doğan insanları bile özgürleştirebilirdi. Caligula'nın atı hakkında yaptığı şaka sadece konsülleri gülünç duruma düşürmekle kalmadı, aynı zamanda en yüksek rütbeli kişilerin son derece rahatsız edici bulduğu Roma toplumuyla ilgili bir gerçeği de dile getirdi: Her birinin konumu imparatorun iyi niyetine bağlıydı. Caligula bu saatten sonra yaşamını Roma’daki aristokrasiyi tasfiyeye adamıştı. Caligula, Roma’daki en gerici ve egemen sınıfı tasfiye etmeye kalkarak adını tarihe devrimci bir imparator olarak geçirmiştir. Günümüzdeki egemen sınıfların Caligula’dan bu kadar nefret etmesinin sebebi de Caligula’nın devrimci bir imparator olmasıdır. Özetle günümüzün egemen sınıfları Caligula şahsında karşı devrimci niteliklerini ifşa etmektedir. Devrimin olduğu yerde bu tarz parazitlere yer yoktur.

Yalan 2: Poseidon’a savaş açması

Caligula hakkında dillendirilen yalanlardan biri de Britanya’ya sefer düzenlediği sırada seferi “bir anda” durdurup denize ve onun tanrısı Poseidon’a savaş açması şeklinde kendini göstermektedir. Rivayete göre Caligula, askerlerine denize kılılç sallama emri vermiş ve ganimet olarak deniz kabuklarını toplamalarını istemiştir. Halbuki gerçek bu gülünç iddialardan oldukça farklıdır. Caligula’nın 43 yılında Britanya’ya yaptığı sefer sırasında Roma lejyonları isyan edip adanın oikoumenē'nin, yani medeni dünyanın sınırları dışında olduğunu ilan edip Kanal'ı geçip Britanya'ya gitmeyi reddetmiştir. Bu durumda  Caligula’nın deniz kabukları toplama emri ve onlarla ikramiye ödemesi, imparatorun deniz kenarında toplanmış ancak savaşmayı reddeden isyancı birliklerin korkaklığıyla alay ettiği şeklinde yorumlanmalıdır. Birçok kanıt, Caligula'nın bu seferinin Claudius'un üç yıl sonra Britanya'yı fethetmesini sağlayan koşulları yarattığını gösteriyor. Özetle Caligula hakkındaki bu mitte gerçeği yansıtmamaktadır.

Yalan 3: Kendi Tanrı olarak ilan etmesi

Bugünden geçmişe bakıldığında bir kişinin kendini tanrı ilan etmesi delilik alametlerinden biri olarak görülebilir ancak antik çağların cenneti, o dönemde Doğu'dan yayılmaya başlayan din olan Hristiyanlığın ve Yahudiliğin cenneti kadar uzak değildi. Antik dünyadan aktarılan mitlerde, tanrılar zaman zaman yeryüzünde görünmekten çekinmiyorlardı. Benzer şekilde, MÖ dördüncü yüzyıldan itibaren, insan normlarının çok ötesinde güce veya servete sahip olan kişileri “kahraman” veya tanrı olarak belirlemek ve onlara göre tapınmak mümkündü. Helenistik dönemlerde bu, bireysel krallar ve hanedanları için kültlerin kurulmasına yol açtı. Cumhuriyet döneminde Yunan Doğu'sunu fetheden Roma senatörleri, orada kendileri de aynı türden bir tapınmanın nesnesi oldukları için bu geleneği doğrudan biliyorlardı. Son olarak, Roma imparatorları ve ailelerinin üyeleri, İmparatorluğun doğu şehirlerinde ve çok geçmeden batı eyaletlerinde de tanrı olarak tapınıldı. Caligula, çocukken ailesiyle birlikte Doğu'ya gittiğinde bunu bizzat yaşamıştı. Caligula bu kavramı o dönem ortaya çıkmış Yahudi ayaklanmasının bastırılmasında kullanmaya başlamıştır. Amacı metafizik kaygılardan öte dünyevi sorunlarla ilgiliydi.

Yalan 4: Kız kardeşi Drusilla ile olan ensest ilişkisi

Bu tevatürün hiçbir dayanağı yoktur. Dönemin aristokratlarının ortaya attığı bel altı bir iftiradan ibarettir. Modern tarihçiler bu iddiayı ciddiye almamaktadır.

“Örneğin Caligula'nın cinsel hayatını ele alalım: İmparatorun üç kız kardeşiyle ensest ilişki yaşadığı iddiası, ilk kez Suetonius'ta ortaya çıkan yanlış bir bilgidir.” (Aloys Winterling, Caligula: Biography)

Yalan 5: Halktan rastgele insan seçip vahşi hayvanlarla dövüştürmesi

Roma'daki oyunlar kesinlikle sadece eğlence değildi; politik bir boyuta sahipti. İmparatorun oyunları sunması ve bunu nasıl yaptığı da önemliydi. Şehrin arenaları, imparator ile kentsel plebler arasındaki doğrudan iletişim için en önemli alanlardı. Onay veya eleştiri, oyunlar sırasında imparatora tezahüratlar veya yuhalamalar yoluyla iletiliyordu. İmparator gerçekten de korku ve şiddete güvendi, ancak bunları kendine özgü bir şekilde kullandı. Tiberius, maiestas davalarında aristokrasinin kendini yok etmesine çaresizce seyirci kalırken, Caligula Roma'nın asil toplumunun dağılmasını teşvik etti ve bunu kendi avantajına kullandı. Aristokrasinin kendini yok etmesine izin verdi. Olaylar, kaynakların açıklamalarında yansıtılıyor ve bunlar birkaç kez senatörlerin ve yüksek rütbeli aristokratların imparatorun kışkırtmasıyla temelsiz infazlarının günlük düzen haline geldiğini iddia ediyor. Ancak garip bir şekilde, bu raporlar yalnızca birkaç kurbandan adıyla bahsediyor ve bireysel vakaların araştırılması böylesine kapsamlı bir yargının taraflılığını ortaya koyuyor. Josephus, Caligula'nın o dönemde kölelerin efendilerine karşı suçlamalarda bulunmalarına izin verdiğini ve kölelerin bu ayrıcalığı kendi memnuniyetine göre bolca kullandıklarını bildirir. Yüksek rütbeli bir aristokratın Roma'daki sarayında birkaç yüz kölesi olabileceğini ve bazı efendilerin yetkilerini kullanırken (ki buna öldürme hakkı da dahildir) insancıl olmaktan uzak olduklarını hatırlarsak, soyluların ne kadar endişelenmiş olabileceğini hayal etmek zor değildir. Artık kendi evlerinde bile ihanete uğramaktan veya ihbar edilmek durumuyla karşı karşıya kalabilmeleri yüzünden güvende değillerdi. Herhangi bir dikkatsiz konuşma tehlikeli olabilirdi ve kendi hizmetkarları onları ihbar edebilirdi. Josephus, Roma'nın sıradan halkının Senato hakkında olumsuz bir görüşe sahip olduğunu ve imparatoru aristokrasinin açgözlülüğünden korunmaları için bir araç olarak gördüklerini bildiriyor. Özetle bu yalanı ortaya atan aristokratların karın ağrısı arenadaki oyunlardan duydukları memnuniyetsizliktir. Arenalar, imparator ve onun saltanatının dayanağı olan plebler arasındaki bağın en önemli volan kayışlarıdır. Caligula, hükümranlığının meşruiyetini arenalardaki oyunlarla güçlendirmekte ve aristokrasinin toplumsal varoluşunun altına dinamit koymaktadır. Arenalar olduğu sürece aristokrasi güvende olmayacaktır. Haliyle “rastgele” seçilip “vahşi hayvanlara” yem edilenlerin kim olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu kişiler imparatorun ve pleblerin sınıfsal düşmanlarıdır.

Yalan 6: Senatörlerin eşlerini genelevlerde çalıştırması

Caligula'nın aristokrasiye karşı attığı adımlar, onların kendini yok etme eğilimlerini ilerletmek, köleleri efendilerini ihbar etmeye teşvik etmek ve konsüllerin eşlerini ve çocuklarını Palatine'de hapse atmakla sınırlı değildi. Ayrıca her aristokrasinin temelini, yani onurunu yok etmeye koyuldu. İmparatorluk sarayının yakınındaki yeni döşenmiş odaların sakinlerinin "en önde gelen aristokratların eşleri ve en aristokrat ailelerin çocukları" olduğunu ve bu konumun imparatoru koruyan Praetorian askerleri tarafından kolayca ele geçirilebilecekleri anlamına gelmektedir. Caligula'nın onları orada fahiş maliyetlerle yaşamaya zorlamıştır. Plebler aristokratların rahatsızlığından ve imparatorun bu aristokratik kiracılarından topladığı "altın ve gümüşten" memnundu. Bu durumu imparatorun aristokrasinin davranış kurallarını sömüren ve sıkça bilinen biçim, alışkanlık bağlamında ele alırsak, o zaman neler olup bittiği açıklığa kavuşur. Böylece aristokrasi bu tarz bir yaşama mecbur bırakılarak mülksüzleştirilmekte ve sınıfsal temelini yitirmektedir. Caligula aristokratların eşlerini genelevde çalıştırmak yerine onların ikamet özgürlüklerini elinden alarak aristokrasiyi tehdit etmektedir.

 

 

Yalan 7: Yüzen köprü projesi ve Halkı aç bırakması

Seneca'ya göre, imparator İmparatorluğun kaynaklarıyla eğlenirken, mevcut gemilerin varlığı kıtlığa neden olmakta Roma'ya tahıl tedarikini tehlikeye atmaktaydı. Hem Seneca hem de Josephus, olayı imparatorun deliliğini göstermek için kullanır. Aslında, sınırsız gücün gösterilmesinin yanı sıra, geçişin sahnelenmesi birkaç sembolik gönderme içeriyor. Bu projenin İngiliz Kanalı kıyısındaki olaylarla bağlantısı açıktır. İmparator, İtalya'da, uzak Kuzey'in aksine, askeri birliklerinin iyi niyetine ve senatör generallerinin işbirliğine bağımlı olmadığını bu olayla gösterdi; kendi hakimiyetindeki bölgede askerlerini denizden bile yürüyerek götürme gücüne sahipti. Bauli'den Puteoli'ye yapılan yolculuk, imparatorun Britanya'yı fethetme potansiyelinin sembolik bir göstergesiydi. Ayrıca bu tarz bir geçişi tarihte ilk kez Caligula yapmamıştı. Pers yöneticileri Darius ve Xerxes (M.Ö. 513 ve 480 yıllarında Boğaz'ı ve Hellespont'u gemilerin köprüleriyle geçmişlerdi. Kaynakların da doğruladığı gibi, Caligula'nın deniz üzerindeki at sırtındaki yolculuğu derin bir etki bıraktı. Aristokrasinin etkisinin ve gücünün azalmasına sebep olan bu olaydan sonra antik müesses nizamın sahipleri Caligula’ya asılsız iddialarla saldırmışlardır. Caligula’nın bu projesi bir siyasal ve jeopolitik zaferdir.

Binlerce yıl sonra Caligula’nın hayaleti dünyada dolanmaya devam ediyor.

Seneca, tüm aristokrat geleneklerinin ihlalini kınamak için "delilik" terimini bir küfür olarak kullanır. Caligula, aristokrasiyi yok etmeye çalıştığı için “delidir”. Keza 20.yy’ın tarihi önderleri Lenin, Stalin, Mao da mali oligarşi ve ona bağlı hareket eden kapitalist sınıfın sözcüleri tarafından “deli”, “acımasız” “katil”, “diktatör”, “tiran” gibi tanımlamalarla hatırlanmaktadır. Halkın bağrından kopmuş ve onun sınıfsal çıkarını savunan bütün önderler ideolojik görüşlerinden bağımsız olarak Müesses Nizam’ın temsilcileri tarafından “tiran” ve “deli” olarak kodlanmaktadır. Günümüzde emperyalizme diz çökmeyen ve onla savaşmayı göze alan Putin’de Müesses Nizam’ın zihninde Caligula’nın dönüşüne karşılık gelmektedir. Binlerce yıldır aristokrasiyle giriştiği mücadeleyi kaybettiği sanılan Caligula’nın mirası küllerinden yeniden doğmakta ve Müesses Nizam’ın üzerinde Caligula’nın hayaleti tekrardan dolanmaktadır. Roma’daki aristokrasinin 20.yy’daki temsilcisi Hitler nasıl Stalin karşısında kaybettiyse 21.yy’da mali oligarşi ve ona bağlı kapitalistlerden oluşan küresel elitler de Putin’in önderliğinde savaşan Rusya’nın ayakları altında kalacak ve yok olacaktır. Altın milyarın ölüm döşeğinde gördüğü Caligula kabusunun yakında gerçeğe döneceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Emekçi sınıfların binlerce yıldır özlemini çektiği dünyaya yakında kavuşmalarına çok az kaldı.